2 Temmuz 2015

Denize giderken


İmkanım olduğunda her yıl sezon başında sahiller kalabalık şehirli akımına uğramadan bir deniz tatil yaparım. Çocuklarla da bu geleneği sürdürmeyi düşünüyorum. Bu yıl yaz bir türlü gelmek bilmesede birkaç hafta önce işten fırsat bulup ailecek iki günlüğüne Eceabat'a gittik. Kaldığımız otel Gelibolu savaşlarını geçtiği kuzey yarımadada oldukça bâkir bir plaja nâzır. Şu fotoğraf yakınımızda bir Maldivler olduğu hissini uyandırmıyor mu?



Tamam belki abarttım ancak soğuk bir kıştan sonra, halâ serin bir Haziran gününde İstanbul'a bu kadar yakın fakat bu kadar ıssız ve bâkir bir yer bulabilir misiniz? Kısa tatilimizin gövdesini anlatmak başka bir yazının konusu olacak. Şimdi bir yol restoranı hikayesi var elimde.
Perşembe sabahı erkenden arabamızla yola çıkıp Tekirdağ yakınında "Sinanın rüyası"nda durakladık. Çok erken uyandıklarından birer kutu sütle yetinen Çocuklarımız zaten kısa süre sonra uykuya daldılar. Sinan yolda "anne gideceğimiz yerde hayvanat bahçesi var mı" deyince aramızda gülüşmüştük. Babamız yol kenarında bir restoran görmüş ben de uyurken, uyanıp gördüğüme inanamadım. Akla yakın gelmiyor ama restoranın kurulduğu arazide koca bir uçak gövdesi tüm heybetiyle duruyor. Öyle ki kanatların altı masa ve sandalyelerle donatılmış gövdesinin altında ise bir bar mevcut.



Çim ve kum çok geniş alanlar çocuklar için cennet gibi. İyi durumda olmasa da salıncakla kaydıraktan oluşan bir çocuk oyun parkı var. 
Bu koca alana girdikten hemen sonra, genellikle kanatlıların ve evcil hayvanların bulunduğu bir hayvanat bahçesi bulunca düşündük "Sinanın rüyası"na geldiğimizi. Durun! Rüya henüz bitmedi. Halihazırda kullanılan arazînin genişletilmesi için bir buldozer çalışıyor...Sinan hayranlıkla bu çalışmayı seyretti. Derken bizim hayvanlarla ilgilendiğimizi gören restoran çalışanları buldozerin arkasındaki alanı işaret ettiler oraya doğru seyirttiğimizde gördüğümüzü tahmin edemezsiniz. Bir at, bir eşek bunlar ne ki diyenlere:


bir de deve orada duruyordu.
Kahvaltimizi yapmak için masamiza dönerken şöyle bir görüntü kaydettim;


Tüm bunların üstüne çocuklar için sayısız scooter konmuş alana...
Çocuk cenneti mi burası... Uçaklar, iş makinaları, hayvanlara büyük ilgisi olan sinan'ın "rüyası" demeli.













29 Haziran 2015

Hayat akarken…

Nefes alıp şöyle bir baktım ki yazmayalı çok olmuş. Hayatımız çocuklu olmanın ötesinde hızlı aktı bugünlerde. Babam;   ailemizin dedesi ciddi bir kalp krizi geçirip hastaneye yattı; ardından henüz yoğun bakımdayken böbrek yetmezliği yine girdi ve hastanede kalışı uzadı. Bu süreç büyük ailemiz açısından biraz çalkantılı oldu...Yeter ki daha kötü şeyler olmasın, dedemizin  hastanede kaldığı süreçte yurtdışında yaşamakta olan iki teyzemizin de katılımıyla ailemiz yeniden kalabalıklaştı, bir araya gelişlerimiz arttı. Küçük çocuklar için büyük ailenin bir araya gelmesinin ne kadar önemli olduğu herkesçe malum. Ancak annem ve babam İstanbulun uzak bir noktasında ikâmet ettikleri için onları ziyaretimiz sık olamıyordu. Ayrıca iki kız kardeşimin aynı zamanda burada olabilmesi ihtimali de pek fazla değildi.   Biraraya gelinen yer anneannenin ve teyzenin evi olup bunlarda site içinde bahçeli olunca çocuklar için bu bir araya gelişler bir kat daha eğlenceli.  Pelin ve Sinan bahçe oyunlarıyla zenginleşen aktiviteler yanında; dalından koparıp dut, ağacını sallayarak erik yiyorlar.

İki ev arasında teyzeler ve kuzenlerin kucaklarında mekik dokuyorlar öğlen uykusu zorunluluğu olmadığından kendilerini büyümüş hissedip ağaçlara  tırmanmaya çalışıyor, 


tatlı ve ciddî köpek Sunny ile hafif gerilimli ancak barışçıl bir ilişki kurarken anne ve baba otoritesinin izin verdiğinden daha çok fındık ezmesi, çikolata ve dondurmayla da taçlandırıyorlar haftasonlarını. 
Tüm gün uykuya direnmek kimin haddine, zaman zaman da şöyle görüntüler çıkıyor ortaya; 


Tüm bunlarla birlikte de biz erişkinleri yaşadığımız ciddi problemin etkisinden uzak tutuyorlar. Bu nedenle örneğin annem babamın uzamış hastane periyodunu daha kolay yaşıyor. 
Babam yakında eve dönecek, durumu ümitvâr. Sinan'ın doğumunda bir süre önce başlayan demansı yüzünden çocuklarla ilişkisi bir büyükbabadan beklenecek kadar sıcak ve hareketli değildi babamın. Yaşadığı bu ölümcül kriz gördüğüm kadarıyla onu daha konuşkan ve dışa dönük yaptı ama kalıcı olur mu ve torunları ile ilişkisini daha canlı hale getirir mi doğrusu meraktayım. Yaşanan sağlık problemi çok ciddi de olsa ben bardağın dolu tarafını görüyorum. Hepimiz bir araya gelmenin verdiği güvenin; çocuklarım büyük aile olmanın keyfine vardık.
Bugün Pelin'in Sinan'a dediği gibi "çünkü biz bir aileyiz".

3 Haziran 2015

Birer zihin karıştıcı (geliştirici) olarak eşsesliler ve unutkanlık

Yakin arkadaşım 5 yıl kadar önce oğlu ve kızı ile onlar bizimkilerin şimdiki yaşlarından azıcık büyükken eşsesliler oyunu oynadığını, bunun özellikle arabada, yol seyrinde işe yarayan bir oyun olduğunu söylemişti. Hatta oğlunun bulduğu bir eşsesliyi heyecanla anons edişine gülmüştü. Tavuk-tavuk. Bu şehir çocuğu yediğimizle kümestekini ayrı addetmiş. Hoş; acaip ortamlarda garip süreçlerle büyütülen bu tavuklar belki de doğal ortamlarında yetişenlerle ancak eşsesli olabilirler, doğruluk payı var.
Ben bu yazıyı yazmayı planlayıp, konuyu hatırlayayım diye başlığı not ederken "unutkanlık" yoktu içinde. Amacım son 1-2 aydır çocukların her ikisinde ama özellikle  Sinan'da farkettiğim eşseslilik ile ilgili bir yaşantıyı yazmaktı. Şimdi,  yazmaya koyulduğum şu anda ise beynimi zorlamama rağmen zinhar, bir zerre bile hatırlamıyorum bu konuda. Eşseslilerle ilgili  bu tecrübe uzun süredir tekrarını izlediğim bir "şey" di aslında. Ama tüm zorlamalara rağmen herşey biri bir silgiyle silmişçesine yok. Biliyorum ki sonradan , çok uzun olmayan bir süre içinde hatirlayacağım bu ayrıntıyı. Bu garip unutkanlık şekli bende ikinci doğumdan sonra oldu. Kendi-gözlemim unutkanlığımın münferit ve noktasal ve ikincil olaylar-şeylerle ilgili olduğu. Yani günler geçiyor ama sadece 1 şey unutmuş oluyorum. Bu şey asla çocukların temel ihtiyaçları, hastanın ameliyat onayı alınması, ameliyat ajandam gibi "ana" konular değil; tâlî konularda oluyor. Bu da; oldukça önemli olmasına rağmen konunun günlük hayatımda önemli bir probleme neden olmayışını sağlıyor.
Ama şimdi çocukların gelişiminde bir basamağı anlatan "eşsesliler" başlığını yazamamak, hatırlayamamak beni üzüyor. Umuyorum hatırlayacağım, umuyorum içtiğim günlük omega3 kapsülleri işe yarayacak, hiç unutmayacağım. Umuyorum...







16 Mayıs 2015

Hayatımızdan çıkan objelerle bebekliğin bitişi

16 ay aralıkla doğan iki çocuğumuz hızla büyüyor. Kimi zaman geldikleri gelişim noktaları bizi şok ediyor. Geçen gün Sinan gün içinde üstüste yaptığı haylazlıklar yüzünden kendisini azarlayan teyzesi için "bildiğini okuyor" dedi, küçük dilimi yutacaktım.
Bunun gibi örnekleri hergün duymak mümkün bizim için ama bu insanın şaşkınlığa engel olmuyor. Pelin'in de bir anne kadar şefkatliliği var ki bu aralar tepe yaptı ve bu kadar *büyüklük" ü  de oldukça şaşırtıcı. Abisinin kendisine yaptığı fizik ve psikolojik tacizin tam aksiyle o abisini heran ve her şekilde koruyup kolluyor.  Henüz üç yaşında bile değil. Bunları nasıl beceriyor hangi repertuardan çıkıyor bu davranışlar?
Pelin geçen hafta emziği bıraktı. Çok kolay olmadı onun için ama  dayandı. Her gün özellikle uykuya yatarken emziğini istiyor ve bazen de alıyor biraz emip geri veriyor. Yani büyük bir olgunlukla kabul ediyor başına geleni. Bırakma manevramdan hemen önceki gün babalarından Pelin'i emzikli fotoğraflamasını istedim. Şu attaki ençok aklımda kalmasını istediğim: Pelin emzikle hemhâl olmuş, artık silikonu delinmiş olduğundan azı dişleriyle ısırıp dizginleyebildiği halde ağzının boş kısmıyla kâh gülüyor kâh konuşuyor.



Daha yakın zamanda, 3 hafta önce uyku öncesi  sütü için halen kullandıkları biberonları  kaldırmıştım. Sterilizatör ve göğüs pompasının çoktaaaan atmam gereken parçasını da biraraya topladım. Sanırım zihnim beni rasyonele doğru itiyor, bu hızlı temizlik çabası başka türlü açıklanabilir mi?


Sinan daha büyük olduğu halde Pelin biberondan erken mahrum kalmasın diye  onun hazır olduğu zamanı bekledim bunu yapmak için. Her ikisi biberon vermediğim 2 gece boyunca oldukça zorlandılar, Sinan bana bayağı eziyet etti, ağlamalarına dayanamayan babamız kızıp köpürdü onu da ayrıca sakinleştirmek gerekti. İlk gece uzun uzun ağladılar, gece uykularından uyandı, kızdı-bağırdılar. 
Çocuklarımı büyütürken öğrendiğim bir şey var: sağlıklı bir ortamda büyüyorlarsa çocukların terketmeleri  gereken nesne ve alışkanlıklardan kurtulmaları zor olmuyor. Ebeveyn olarak bize düşen onların hazır olduğu zamanın işaretlerini takip etmek ve onlara "önderlik" edebilmek. Asla da aceleci olunmamalı. Örneğin "Emziği yakında bırakacaksın çünkü okula başlayacaksın" ya da "Biberon bebeklerin kullandığı bir şeydir, sense artık büyüdün" ile hazırlama faslı ağırdan alınıp onları sıkmadan ve zorlamadan fakat yeterli sıklıkta gittikçe  ve daha sık olacak şekilde uygulanmalı. Biraz nabız tutmak …  Bir de ebeveyn kararlılığı gerekli. Yani, yola çıkarken veda kararını benim de net biçimde vermiş olmam gerekiyor; çocuklar ödün vermeyeceğimi bilmeliler… Bana en zor gelen Pelin'in emzik bırakması süreci oldu yine de. 
Çocuklu evimizin çöp eve dönmemesi için bir de oyuncak ve kitapların ayrılıp yararlı olacakları noktalara ulaşması gerekli. Pekçok kez çocukların  zevkle oynadıkları, kuvvetli anılar yaratmış oyuncakları vermek güç oluyor. Pelin karnımdayken Sinan'a Amerika'dan aldığım şu oyuncak gibi:




Bu sözde bir çim biçme makinesi, yürüme için istekli fakat yeterli dengesinin olmadığı zamanlarda çocuklar için büyük bir destek ve eğlence kaynağıydı.
Çocuklar büyüyor, artık o yumuk yumuk bebekler değiller, bu hem güzel hem de hüzünlü...Bebekliği temsil eden nerdeyse son şeyler de yaşamamızdan çıktı. Kimilerini hatıra niyetine saklıyorum:Pelin ve Sinan'ın son emzikleri ve Sinanın fotoğraftaki tavşanlı biberonu gibi. 


Abisinin düşkünlüğünü Pelin de bilir yanlışlıkla bu biberonu ona versem koşarak abisine teslim ederdi. Sanki tavşanlı biberon dışında süt süt değildi Sinan için. Süt içmemelerinden bile korktum biberonu terk ederken ama; boşunaymış. Renk renk pipetlerle yine eski zevkiyle içiyorlar. 
Şimdi bu objeleri topluca veda etmek üzere bir kenara ayırdım. Kaç gün oldu ama hala elden çıkaramadım. 
Şimdi yazarken bile içimde hüzün var. Bebeklik bitti... Evde ARTIK bebek yok. Bunu onlar da fark ediyor olmalılar ki dün benden bir erkek bir de kız bebek kardeş istediler. Sinan bebekle ne yapacağını sorduğumda şöyle dedi: Altını değiştiririz; çiş yaparsa ben, kaka yaparsa sen...








9 Mayıs 2015

Sağlık sorunu, yine kriz nedeni...

2 gun önce babamız bir böbrek kitlesi nedeniyle operasyon geçirdi. Evrene teşekkürler, erken tanı ile tam tedavi edici olduğuna tıbbın neredeyse %100 emin olduğu bir operasyon. Hikaye 4 ay önce başlamış, kitle takibe alınmıştı; büyüyüp özellik değiştirince müdahaleyi haketti. 6 Mayıs günü gelişmiş tıp tekniklerinden biri kullanılarak "robotik" cerrahiyle alındı, nihaî sonuçlar da erken elimize geçti. Derin bir nefes aldık, huzurluyuz.
Bir gün öncesinde çocukları karşıma alıp babalarının bir operasyon için 2 gün hastanede kalacağını, sonra döneceğini söyledim. Sonraki zamanlarda babası da bu bilgiyi tekrarladı, somutlaştırmak için de "Koluma kelebek takıp beni tedavi edecekler "dedi. Çocuklar "kelebek"i eylül ayında sırasıyla Sinan, Pelin ve babalarının geçirdiği ve Sinan'ın 4 gün hastanede yattığı zatürre zamanından iyi biliyorlar. O zamanki gibi şimdi de tepkileri keskin değildi. Evet bir miktar acıya dayanmaları gerekse de her ikisi de ellerine konan kelebeği cesaretle karşılamış ve günlerce de kabul etmişlerdi, babaları için bu kez olanı da aynı şekilde somutlamakta bir sakınca yoktu. Metnin bu yerinde bir güncel fotoğraf koymak istedim, ancak hastane periyodunda tek bir fotoğraf çekmişim, amacım da çocuklara babalarının durumu hakkında biraz olsun fikir vermekti. Ancak o fotoğraf ın çekiliş anında ve o ortamda doğal karşılanacak manzara eve gelince oldukça iç burkucu geldi. O tek fitoğraf kırp-büyüt- çerçeve rötuşları ile bile görmek istenecek gibi değildi, koyamadım buraya.
Daha geçen hafta sonu Sinan ve babası, babasının dalış yapacağı bir Bodrum gezisine bir arkadaş grubumuza katılarak gitmiş, baba-oğul 4 gece ve 3 gün geçirmişler, pek güzel anılarla dönmüşlerdi. Sinan orada eski diostlarımızın ilk kez tanıştığı çocuklarıyla tekne dekinde oyunlar kurmuş.


Keza biz de Pelin'le öyle, evimizde kâh yalnız kâh misafirlerimizle,özel bir zaman geçirdik. Tabii benim acil "güzel" eylemlerim dışında.


Uzattım, tekrar babamızın ameliyat öyküsüne dönelim. 6 Mayıs sabahı erkenden ve çocuklar henüz uyanmadan hastane için hazırladığımız birer çantamızı alıp evden çıktık. Vakitlice hastaneye vardık, odaya yerleştikten sonra akıllı telefonumdan ev içi güvenlik sistemi canlı görüntülerine baktım. Sinan aşırı derecede hareketli, bakıcımız Birsen tüm gücüyle onu ikna ve zapt etmek için dil ve ter döküyordu. Oysa oğlum bir arka odaya (muhtemel halen uyumakta olan Pelin'i uyandırma amaçlı), bir salona koşuyor; durmuyor, mutfakta buzdolabının içinde kendine yer açacak gibi atak yapıyor, Birsen'in her akıl ürünü önerisine direniyordu. Fiziken bir motorlu taşıt, hatta bir çarpışan araba gibi tanımlayabilirdim bu hali.
Sinan'ın bu hallerine alışığız. Özellikle  bizimle kaldığı 1 aylık kısa sürede çok severek bağlandığı genç yardımcımız Nesibe'nin 1 ay önceki gidişinden hemen sonra şiddetli bir biçimde başlayıp zaman içinde sönümlenen bu tür reaksiyonlar vermişti. Kameradan gördüğüm halleri aynen bu ilk reaksiyonlar kadar keskin ve yoğundu. Hemen okulunun yöneticisi hanımefendiyi bilgilendirdim. O da her zamanki gibi büyük bir ilgiyle aldı ve değerlendirdi bu verileri.
Benim anlatacağım asıl durum , babalarının evde olmamasına iki çocuğumuzun verdiği oldukça farklı tepki ve karakterlerinin bu tepkilere muhtemel etkisi.
Bu arada; planladığımın aksine, eşim Nezih'in yanında hastane periyodu boyunca değil sadece 1.5 gün kalabildim. Evdeki hala-yenge desteğine rağmen Sinan  ve Pelin sıkça gerginlik işaretleri verdikleri için 2. gece eve döndüm.
Sinan 2 gündür kasırga gibi, öyle ki itiraz ediyor, bana-halasına,  ençok da kardeşine vuruyor, bağırıyor, tatminsiz. Pelinse bizsiz ve halaları ve Neşe Yengeleri ile kaldıkları ilk gece "Babam sabah mı gelecek? O zaman ben bu gece uyumayayım.' dermiş. Pelin devamlı babasını sorarken, Sinan'a bugün olduğu gibi "Seni babana görmeye götürebilirim" dediğimde "eve götür" diyor.
Okulda öğretmenleri Sinan 'a babası için birşeyler yapmasını öneriyor; Pelin'se doğuştan pedagojik formasyon almış; Birsen Hanım'a "Ben bugün babam için kek yapayım" demiş ve yapmış. Yani biri sebebi bildiğimiz halde tepkilerini ondan değilmiş gibi kurarken, diğeri kendini "ev ilacı" ile tedavi ediyor. Pelin'deki  anaç ve kadınca bir bilgelik örneği. Bugüne özel değil; pekçok kez sabahları onlar kahvaltıya oturmuşken beni işe hazırlanma telaşında  görür "Anne, kahvaltını et." der ya da kahvaltıda "Anne yumurtanı ye". Model aldığının ben olduğunu hiç zannetmem, böyle davranışlar sergilemem pek. Ondaki "annelik içgüdüsü", henüz 3 yaşınki.
 Bütün bu kargaşadan ençok etkilenenin kim olduğunu bilmiyorum ancak süreç öyle işliyor ki babamız hastanede  olduğundan henüz süreç öznesi değil, belki yarından sonra olabilir. O pozisyonu Sinan almış, bizse Pelin'le fizik ve psikolojik ençok zararlanan nesneleriz halihazırda. Sinan Pelin'in mutlu anlarına gölge düşürmek için eskisinden de fazla mesaîde, her zamankinden de daha etkin.
Bu toz dumanı baskılamanın en iyi yolu onların evdeki "temas" zamanlarını azaltmak. Bu yüzden bugün iş sonrası eve gelip önce Pelin' i aldım. Dün ve sabahki şiddetli yağmurun birikintilerinden kalanlar olduğu umuduyla yağmur botlarını giydirdim, dışarı çıktık, Pelin'e bir kafeye gitmekle yürüyüş yapmak arasında seçim şansı sundum. Sonuç; yakındaki cafe-bistro'da  pamuk şekeri dekorasyonlu kudret narı jelli muhallebi oldu.

Hoş sohbet ettik, boyama aktivitesi de hoş oldu. Sonra Pelin'i küçücük yağmur birikintilerini bile değerlendirdiği bir yürüyüşle eve bıraktım. Bu kez arabaya atlayıp Sinan'ı okuldan aldım. Öğretmenlerinin sabahki verdiği bilgiler de Sinan'ın çok kontrolsüz davrandığı yönünde olunca ona babasına gitme teklifi yaptım, "ev" dedi.Öncelikle birlikte market alışverişimizi yaptık, zevkli geçti. Sinan pekçok eğlencelik yiyecek ganimeti edindi. Bu sırada aldığı herşeyde "ama bu benim, Pelin'le paylaşmayacağım" diyordu. Her seferinde benden aksi öneriyi duymaya razı olarak. Sonunda arabada eve doğru yollanırken ona anneler günü için birkaç hediye almam gerektiğini söyleyip yardım istedim. "Hayır; gelmem"dedi. Ben de "O zaman seni eve bırakayım Birsen'le oyna, biz Pelin'le gidelim" deyince. "Hayır, ben seninle geleceğim" dedi. Yakındaki büyük bir hazır giyim dükkânına gittik. Sinan gerçek bir alışverişe izin vermeyecek kadar aktif fakat çok sevimliydi. Kadın reyonunda bulduğu bir gözlüğü takıp, mağaza içi müziklerle dans etti, reyonlarda askıdaki giysilerin  arasına girdi. Birara da şöyle bir poz verdi:



"İki çocukluluk", "arka arkaya iki çocukluluk" ilginç bir varoluş. Hayatınızın bu iki nesnesi sizle ve birbirleriyle yoğun, hemen hemen devamlı, kimi zaman gergin ama mutlaka geliştirici olduğuna inandığım bir ilişki içindeler. Bu kargaşa biter mi, ne zaman biter bilemem ancak ben bu zamanı (özellikle çocukların mışıl mışıl uyuduğu şu saatlerde hatalarını affederek) eğlenceli de buluyorum. Pratikte yanlışlar yapıyoruz, hele de zorlu çocuğumuzun tam zamanlı yanımızda olduğu günlerde ebeveynliğimizin ar damarının çatladığı anlar öyle çok ki. Hatalarımı telafî etmek peşinde koşmuyorum, yenilerini engellemek ve küçüklere çokça, onları çok sevdiğimi söylemek yaptığım. Kendime de kredi veriyorum, etten ve kemiktenim, pedagoji kitabı değilim, dayanma gücümün sınırları var, ben de insanım.. Başka bir çarem var elbet: Bir pedagogla görüşmek. Özellkle Sinan'ın gününü dantel dantel örecek bir planımız olmalı.


20 Nisan 2015

Sinan ruhunu ve ilişkimizi tamir ediyor: Minder-ev

Gideli 3 hafta olan yatılı yardımcımız Sinan'ın hâlâ aklında. Bu sabah uyanıp yatağımıza geldi ve babasına yine onu sordu. Çalışan anne babanın çocuğunun hayatında oluyor bunlar, biz de yatılı çalışan değişimlerden sıkça nasibimizi aldık. Bunula birlikte çocukların "asıl" bakıcıları olarak gördükleri ve 2,5 yıldır değişmeyen Birsen Hanım'ın varlığı durumu dengede tutuyor, çocuklarda olumsuz işaretler görmüyorduk.
Papaz her zaman pilav yemez; bu kez farklı oldu. Bizle sadece 1 ay kalmış olan  son yardımcının halefi ile aynı adı taşımasından dolayı çocuklar ona "yeni" Nesibe dediler. Gittikten sonra bu "bizim Nesibemiz" e dönüştü. Öyle sıkça adı geçmiyor ancak Nesibe' yi çok benimsedikleri belli, o geldikten sonra daha sakin ve kontrollü olan Sinan bugünlerde yine çok kontrolsüz, heyecanlı, saldırgan ve inatçı. Yemek ve uyku konusunda ritmi kolay bozulmasa da günlük hayatta pekçok rutine aşırı direnç gösterdiği anlar sıklaştı. Bu hali bizi o kadar yoruyor ki, ailecek çok gergin anlar yaşıyor, sık öfkelenip bağırıyor, çocuklara sert davranıyor, şiddete meyyâl oluyoruz.
İşte 2 gün önce akşam bu tarif ettiğim haller tepe yaptı; Sinan çişini kaçırmasın diye götürdüğüm yüz numarada inadına pipisiyle sağı solu ıslatacak şekilde oynarken bir kısım çiş de ağzıma girince Sinan benden fiskeyi yedi. Artık bu, zorlu geçen günün taşma noktasıydı. Sinan onuru kırılmış, deli gibi itiraz tepkileri gösterirken babası da çileden çıktı. Az sonra mutfakta Sinan'la birbirimizden özür diledik, ardından çocuklar akşam uykularına daldılar, öfkeye gark olmuş bizler de...
Sabah güne kaldığımız yerden başladı Sinan. Sıcak fiziksel yaklaşım çabalarıma itip, itiraz ediyor, ısrar edince vuruyordu. 
Derken şu oyuna başladı:



İki büyük koltuk minderini çatıp önüne de dekoratif yastıkla bir kapak yapıp kendini izole etmiş Sinan. 
Pelin de abisini taklit etti hemen; 


Sinan önceleri sadece bu düzeni korumak için yardımımı isterken sonra kuş oldu ve saklandığı yuvasindan cikirdemeye başladı;  ben de fırsatı ganimet bilip, solucan taşıyan anneyi oynadım, gittikçe buzlar eridi; oğlumla yeniden kucaklaştık, yakınlaştık, karşılıklı yaralarımızı tamir ettik.
Eskisinden daha sağlam bir bağımız oldu diyemem ancak bu bile olağanüstü geldi bana.
Koltuk minderleri… Çocukluğumun en güzel oyun objeleri. Yıllar sonra oğlumla yaralı ilişkimizi de onlar tamir etti.



















9 Nisan 2015

Mary Poppins

HÇocukluğumun tek kanal TRT döneminde bir pazar günü gördüğüm bu harika filmi iki sene önce yeniden seyrettim.. Ne güzel bir film, ne sıradışı bir konu,  Walt Disney'in harika beyninden çıktığı belli bir yapım. Julia Andrews ve Dick van Dyke'ın harika oyunculukları ile capcanlı sahnelerin yanında o yılların teknolojisi ile başarılması güç olduğunu düşündüğüm anime sahneler öyle zenginlik katıyor. 



Harika şarkılar, danslarla süslü kutsal bir yapıt. Çocukluğun neşesini, sevgiyle yoğrulan anların iz bırakıcılığı yanında coşkusuz bir erişkinlik yaşamının sıkıcılığını ne iyi anlatıyor.
Filmi iki yıl önce yeniden seyrederken çocuklarla bunu yapabileceğimiz günü beklemenin zor olacağını düşünmüştüm. O günden bakınca uzak görünen o "gelecek" geliverdi.
Birkaç gün önce çocuklarla, onların hayatımıza düşüşünden yıllar önce kendi film keyfimiz için tasarlayıp yaptırdığımız sinema perdesi-projeksiyon cihazı ve ses sistemi ile izledik. Çocuklar filmin daha ilk dakikalarında denizcilik anılarına takılmış komşuları amiralin akşam 6 da adet üzere patlattığı topun evde yarattığı deprem etkisinin  canlandırıldığı salon sahnesinden itibaren başlayıp "sihirli" dadının eve gelişi ve özel eşyalarını odasına yerleştirdiği ve bir serî olağanüstülüklere tanık olunan sahnede tepe yapan bir ilgiyle seyrettiler. Uzun hikayelere görsel bile olsalar konsantre olmakta güçlük çeken Pelin yolun ortasında ayrılsa bile Sinan uyku bastırana dek izledi, dayanamayarak yatağa giderken de aklı halâ perdedeki filmdeydi.
Filmde çocuklarla ilk kez tanışan dadının çantasından çıkan mezurayla yaptığı boy ölçümüyle "inatçı", "heran kikirdemeye meyilli" gibi her iki çocuğu dair karakter özelliklerini tahmin edişi  her ikisini de şaşırtır. Çocuklar Poppins'in özelliklerini sorduğunda ise dadı da kendi boyunu ölçmelerini söyler,  mezuranın karşılık gelen yerinde "Mary Poppins, her aşamada mükemmel ölçüsünde iyi" yazmaktadır.
Filmi her çocuk, her ebeveyn hattâ her erişkin seyretmeli bence. Neden mi? cevap filmin içinde açıkça verilnişti. Mary Poppins! Her aşamada mükemmel ölçüsünde iyi.