29 Ocak 2015

Çocuklarımız "sabırla işleme" ye tanık oluyorlar...

Blogu yazmaya başlama nedenim babamızın yaptığı "bebek evi" idi ve blog da ismini buradan aldığı halde, şu sıralar gerçek durumumuza da karşılık geldi bu tamlama. "Bebek evi" bazen güncel durumumuzun  metoforu olup , bazen de oyuncak evimizin maceralarını anlatacak.  Hâl böyleyken;
Babamız yeni bir kemana başladı. Son 2 yılda evimizin balkonunda; işten geldikten ve çocuklarımız uyuduktan sonra işlediği ağaç parçaları mükemmel tını veren bir kemana dönüştü, ilk dinletisini yaptı ve şaşkınlık dolu beğeniler aldı. Keman yapılırken kimi zaman çocuklar da babalarına eşlik ettiler.
Keman ortaya çıktıktan sonraysa bir akşam Sinan ve babası oyun pedinin üzerine oturdular. Sinan beni şaşırtan bir sükûnet ile böyle yeni bir objeyle karşılaştığında görmeye alıştığımız taşkınlıkları yapmaksızın uzun uzun babasının gösterdiği tellerin üzerinde yay çekti. Bunu yaparken yüzünde derin bir duygulanım yaşadığını anlatan bir ifade vardı, beni son derece etkiledi bu durum.
Hem günün büyük bölümünde hızlı ve hateketli olan Sinan'ı sakinleştirmek imkanları olduğunu yeniden anlamak hem de enstrüman çalmaya olası ilgisi açısından. Eminim her ebeveyn çocuğunun müzikle ilgilenmesi ve bir enstrüman çalması arzusundadır. Birden oğlumu yere koyduğu kemanı dikkatle ilgi odağına almış görünce mutlulukla doldum ben de. Nezih'e de önümüzdeki ayların amacını koymuş oldu oğlumuz: ona bir keman yapılacaktı.
Ve o kemanın ilk parçaları ortaya çıktı bile.


Elde yapilmiş bir keman fikrinin ilginçliği bir yana; "evde keman yapan bir baba" oldukça sıradışı. Bu sürecin çocuklarımız üzerinde sabırla nelerin başarılabileceğine tanıklık etmek fırsatıyla ne kadar etkisi olabileceğini tahayyül etmek güç değil. Babalarının sabırlı çabalarını ve sonuca değil sürece odaklı düşünce ve emek süreçlerini örnek almalarını isterim. Bu onları "madde (veya sonuç)" beklemenin doğal olduğu " hızlı tükettiren ve tüketen" yaşam biçiminden uzak tutup zenginleştirebilir, derinleştirebilir umudundayım.

Bir başka fotoğrafı da yeni yapılmakta olan 1/8 lik kemanla bir önceki 4/4 luk kemanin boyut farkını göstermek amaçlı. 


Tabii, küçük keman minik eller için oldukça ergonomik. Öğretici bir müzisyen dostumun tekrar tekrar söylediği kadarıyla çocukların 4 yaş öncesi bir enstrümanı çalacak motor becerileri olması sıradışıymış.  O yaşta da daha çok piyano ile başlamak mümkün oluyormuş. Bakalım bu keman ne zaman bir küçük tarafından ele alınıp çalınacak, umarım blog da en az bu tanıklığı içerecek kadar uzun ömürlü olur.

26 Ocak 2015

Kar...

Yeni yıla yaklaşırken başlayan kar alarmları, günler sonra nihayet gerçek oldu. Çocuklar ve çocuk ruhlular tatil olasılıklarına ve nihayet tatillere sevindi. Bu sevinç 2 gündür Avrupa'daki terör saldırılarıyla gölgelendi, ben de yazdıklarımı yayınlama sevincini yaşayamasam da, ne kadar az sayıda olursa olsun takipçilerimize ve "bebekevimiz"e olan sorumluluğumu yerine getirmeliydim.
Hepinizin bildiği gibi hava tahminlerinin belirttiğinden yaklaşık 48 saat sonra kar etkisine girdik. Bebekevimiz Marmara Denizi'nin kıyısında, sıfır rakımda yerleşik olduğundan burda kar yağması ve tutması için başka yerlerde kıyamet kopması gerekiyor. 4 yaşına yaklaşan Sinan'ın ilk gördüğü 2012 kışında birkaç gün kar yağmış, o da kartopu oynamıştı. Pelin ise ayaklanıp eğlenebileceği ilk kışı olan 2014 kışında şehirde sadece 1 gün yağıp semtimize uğramadığından karı yüksek rakımda oturan büyükbabasının evi yakınında sadece arabaların üzerindeki haliyle tecrübe etmişti.
Bu kış ise güçlü bir kardan adam yapma beklentisi içindeydi, kar değil "k" duyunca bunu söylüyordu.
Geldi-gelecek, Sibirya soğukları, -16 olacak falan derken, semtimize 3 gün önce akşama doğru hatrı sayılır biçimde kar yağdı. Onlar akşam uykusuna geçtiğinde anne-baba arkadaşlarıyla kar seyrettikleri bir kafede "Mavi Dağ Kahvesi" yudumluyorduk. Dönüşte yolda soğuktan titreyen bu iki küçük kardan adamı görüp, eve getirdik:




Tabii bulduğumuzda böyle değillerdi, giydirdiklerimizle sabaha dek mutlu uyudular. Sabahsa mutlu olma sırası Pelin ve Sinan'daydı. Kardan adamları içeri alıp üstleri sırılsıklam olana dek fakat kardan adamlar da yokolmadan oynamalarına izin verdik.
Ardından  işe geç gidebilme olanağım sayesinde iki küçüğü karda eğlenmeye çıkardım. Sokakta üzerinde kar birikmiş araba bırakmadı-temizlediler, Pelin kerhen ama Sinan harbiden kartopları attı bana. Pantolonlarının üzerine giydirdiğim kalın yağmur tulumları sayesinde onları hafif eğimde kara oturtup kollarından çekerek "minimalist kızak" yaptırttım. Ben de çocukluğumda kaçırdığım eğlence olanağını yakalamaya çalıştım. Hava -2 C olmasına rağmen halen kar yağdığı için hiç üşümedik; yarım saati aşkın ve doyuracak kadar karla haşır neşir olduk.
Din adına insanları tarayıp öldürmeyi hakkaniyet sayanların bulunduğu bir dünya gerçeği oldukça trajik, neyse ki ben bebekevimin atmosferinde bu boğucu histen bir nebze kurtuluyorum.

Kamyonlar: Erkek çocuklarının en iyi arkadaşları...


Bu pazar babamız istirahati zorunlu olacak kadar ve Sinan  hafif hasta olduğu halde, enerjisi ve isteğinden hiçbirşeyi kaybetmemiş 2 çocuklu "single mom" pozisyonundaydım. Çocukları  kahvaltı sonrası yardımcımız Nesibe ile parka götürdüm. Sahilde, pırıl pırıl güneş, hafif çırpıntılı masmavi deniz ve bolca iyot kokusuyla çocuk parkınin tadını çıkardılar. Ardından sabah erken uyanmış olan Pelin'i eve bırakıp ben ve Sinan evimize 2 kilometre mesafedeki üyesi olduğumuz çocuk oyun evine gittik. Erken öğleden sonra, toplam 1 saat 15 dakikalık serbest oyun saatinde  oyun çocukları için çok çeşitli bedensel aktivitelerin olası olduğu yaklaşık 100 metrekarelik koca bir mekanın tadını çıkarmaya...İlgi çekici renkte minderlerle kapli, içaçıcı ışıklandırmalı, bedensel aktiviteyi teşvik eden; hayal gücünün ötesinde oyun materyalleriyle ferah ve neşe dolu burası.


Üyeliğimiz Pelin adına ve bu sayede abisi de serbest oyun saatlerinden yararlanabiliyor, büyük fayda. Çünkü bu kalitede ve çeşitlilikte oyun materyallerini başka bir yerde görmeniz pek mümkün değil kanımca. Burada bir başka özelliği hemen belirteyim; mekanda oyun için varolan güvenli üretilmiş çeşitli boyutlardaki minderler, silindirler, küpler, tüpler, platformlar, rampalar, merdivenler, dev küreler, halkalar, barlar vs her gidişimizde yeni bir silsile halinde eklenmiş ve oyun için hazırlar, yani her seferinde başka  bir oyun mekanında hissediyoruz kendimizi. Hatta Pelin'in katıldığı oyun saatleri konulu oluyor, bir eğitici eşliğinde 45-60 dakika kadar "market", "çiftlik","postacı" gibi bir kavramın peşinde oyun oynanıyor, çok geliştirici, zihin açıcı ve yenilikçi buluyorum.  Ancak gariplikler de olmuyor değil, fiziksel harekete bayılan Sinan'ı oraya ne zaman götürsem, Sinan bu oyuncakları kullanmak yerine ya bir sepet küçük topu kaydıraktan aşağı yuvarlayıp , benden aşağıda durup toplamamı istiyor ve bu döngü orayı terkedeceğimiz ana dek devam ediyor ya da bugün olduğu gibi 3 adet motorlu taşıt modeli oyuncak bulup onlarla oynuyor. 



İşte bu yüzden oyun evimize manzume gibi yazdığım bu içeriğin başlığı benim bu hislerime rağmen ve o bildiğiniz şarkıya gönderme olarak: "Kamyonlar: Erkek çocuklarının en iyi arkadaşları" Sinan bahsettiğim topları yuvarlama oyunu dışında sadece ve sadece bu üç oyuncak motorlu taşıtı yerde sürdü, ve tabii ki bunlardan biri bir başka arkadaş tarafından istenince asla vermeye yanaşmadı, mecburen paylaşınca da elinde kalan ikisinin de tadını çıkarmadan ağlayıp durdu. Bu bizim evde Sinan'ın sık sık pratik yaptığı bir durum: Pelin'le oyuncak ve oyun paylaşamamak... Kardeşliğin şanındandır deyip geçmeli...






Oyun çocuklu ebeveyn olmak: Mekân sorunu

Ne tek başına Sinan varken ne de sadece 17 ay sonra Pelin geldikten sonra babamız ve ben "çocuklu" yemek mekanlarına çıkamadık. Bu en başta Sinan'ın biraz hareketli, huysuz ve ev düzeninde rahat eden bir bebek olmasından, sonra Pelin'le Sinan'ın uyku, yemek gibi pekçok ihtiyacının eşzamanlı ve eşbiçimli olamayışından kaynaklanıyordu ve sadece yemek için değil her türlü "ev dışı" olma halini kapsıyordu. Yemek konusuna gelince; doğrusu bebeler gelmeden önce de "dışarıda yemek" için çok sağlam nedenler bulması gereken bir çifttik. Çok kez evimizin ambiyansı, sunumu, yediklerimizin kalitesi, sağlıklılığı ve canım isteyinceliği ön plana çıkıp bizi alıkoyardı. Ancak iki bebekliliğin zaman zaman verdiği "hapislik" duygusunu kırmak için yaptığımız  pekçok "restoran-kafe-lokanta" tecrübesi feci sonuçlandı. Gittiğimiz "güya çocuklulara uygun" mekanlarda yaşadıklarımız tahayyül ötesi. Günün sonunda hem de İstanbul'un, hem de mutena semtlerindeki kimi "tutulan" mekânlarda "çocukluya uygun " olma özelliği şu: mekânın en izbe yerinde ayrılmış, rutin temizliği diğer kısımlar kadar bile yapılmayan bir hacim, içinde kırık dökük, güvensiz ve zararlı içerikli (feci gürültü çıkaran elektronik konsollar gibi) bir takım malzemenin biraraya getirilmiş ve/veya çocuğunuzun ablalar tarafından özensizce ama gayretlice yediriliyor. Bizim bebeklerimiz özendiğim başka ailelerde olduğu gibi bizlerle masada veya mama sandalyesinde uzun süreli oturamadıkları için, biz bu çocuklar için özel alanlara muhtaçtık ama diyebilirim ki gittiğimiz hiçbir restoran/kafede  bu anlamda mutlu olamadık. Şimdilerde bu durum yavaş yavaş değişiyor. Ancak; çocuklarla bire bir olmak kaydıyla... Yani en fazla bir çocuk ve yanında ebeveyn(ler). Evet, yanlış okumadınız, bebemizin bize bir yemek mekanında insanca vakit geçirip, amacımıza vâsıl olmak için tek şansımız bu bizim.
Bu pazar da Sinan ve ben yakında 1 ay kadar önce açılan bir Meksika yemeklerini sokak tipi sunan bir mekanı denedik.


Mekân aslında belli ki tam çocuklular için tasarlanmış değil ancak ilk kez geçen hafta eşimle gittiğimizde çocuklarımızın seveceğini düşündük. Zira fotoğrafın gösterdiği gibi masaların kimi yanlarında tavandan sarkan halat iplere asılı tahta oturaklı salıncaklar var. Otururken dengesini sağlayabilecek çocuklar için çok hoş bir eğlence. Sinan bayıldı. Yiyecek seçenekleri de çok ve temelde ızgara et ve Meksika lavaşı (tortilla) dan mürekkep, çocuklar bunları kolay tüketiyor.
Keyifle yediğimiz yemekten sonra Sinan'la 4 km kadar bir yürüyüşle eve vardık, yolda Sinan uçan mavi balonunu gökyüzüne bırakmak istedi. Bileğinden çözdüğümüz balon hoş bir süzülümle kısa sürede gözden kayboldu. Sinan eve gelene dek bu balonun 400 metrede Antartika'ya doğru seyirde olduğunu, ordan Dubai'de yaşayan teyzesine gidebileceğini söyleyip durdu. Bir ara bu son kısım hakkında şüphe belirttiyse de ona "gerçekten  dilerse bunun olabileceğini" söyledim. Konu hakkında teyzesine bilgi vermeyi de unutmadım tabii...

5 Ocak 2015

İlk tiyatro seyri...

Bebekevimizin iki bebeği ve ebeveynleri bugün  "dışarı" daydık. Sinan 4 yaşına yaklaştığı halde halâ bir tiyatro seyri olanağı sağlamamıştık ona. Bunda, Sinan'ın halen bırakmadığı öğlen uykuları en önemli nedendi. Enson çocuk oyunu başlangıç saati genellikle 15'i geçmiyor., o sırada da Sinan halen uyuyor oluyordu. Bugünse Sinan da Pelin de oldukça geç uyandılar, kahvaltımızı yaparken babamız yakınımızdaki AVM tiyatro salonunda saat 11 deki oyuna biletimizi aldı.  Kendimi baştan akladım ama bu gecikmenin sebeplerinden biri de benim memleketimdeki oyun seyir tecrübemden bu sanatın oldukça kifayetsiz icra edildiğine dair edindiğim kişisel kanıdır.  Ha başka ülkede çok mu deneyimledin ki böyle söylüyorsun diyenlere cevabım: Benim deneyimim sadece Türkiye tiyatrosuna dair, başkasını görmedim Aksini söyleyenlere iddialarını kanıtlayacak son 10 yılda sahnelenmiş 10 örneği tavsiyeleri ile seyredeceğimi ve fikir değişiklikliğimi kamuoyu önünde özürlerimle birlikte ifade edeceğimi bilmelerini iserim.
Tiyatro salonunun bulunduğu AVM ye iki çocuklu bir aile için vakitlice gittik, yolda bizden dondurma isteyen Pelin'in bu isteğini gerçekleştirme zamanımız oldu böylece. Her ikisine 2 çeşitten oluşan birer top ki;  içeriğin yarısı Sinan için kaçınılmaz olarak çilekli ve potansiyel ihtilafı önlemek için kaçınılmaz olarak her ikisi için aynı idi. Afiyetle yediler, biz de fırsat bilip birer topu gövdeye indirdik, aile çemberimizde flora alışverişi anlamında  olumlu etkisi muhakkak olacak olan dondurma külahı değişimlerini anlatmayı uygun bulmuyorum, ama fon " anne senin dondurmana bi bakabilir miyim" ile süslüydü.
15 dakika kala tiyatro salonuna geçtiğimizde çocukların heyecanı gözlerinden okunuyordu, Sinan bunu birkaç kez kahkahalarıyla süslü sesi ile ifade de etti. Oyun başladığında her ikisi de şaşkındılar, tüm oyun boyunca Sinan, büyük kısmında da Pelin odaklanabildiler. Oyunun 10. dakikasına varmadan Türkiye'de tiyatro hakkında ilk cümlelerimde beliren fikrimde haklılığımı üzülerek yeniden  gördüm. Ucuz bir prodüksiyon, berbat bir müzik, akıllara "cefa" oyunculuk...Bu gencecik oyuncuların aynı anda sürdürdükleri başka ve daha önemli işleri var ki bu oyuna hiç odaklanamıyorlar. Sözümona müzikli oyun, sözler hikayenin bir kısmını anlatıyor, iş ki bu playback müziğin sözlerini anlayabilelim. Erişkin olarak "dudak okuma" şansımı kullanabilirim diyorum ama ne mümkün oyuncular sözlerin tümünü bilmiyor ya da bildiklerini söylemeye yanaşmıyorlar. Hele "aradığı prensesi" , "rapunzel" i bulan prensin onunla kafa kafaya söylediği "fiîli son" şarkısındaki hali. Beden, (sevgilinin başına dayanmış baş dahil) salonda, fakat ruh salonun sınırlarını delip geçen gözlerin anlattığı kadarıyla "enaz şehirlerarası" bir sevgilinin hülyasının arkasında ve bizden çok çoook uzakta...
 İki perdelik işkence, 4 kişilik aileye 80 TL ye. Sudan ucuz...
Oyundan sonra çocuklu bir çift arkadaşımızda geçirdiğimiz yenileyici saatlerden sonra eve geldik. Çocuklar uykuya geçerken mutad olduğu üzere günlük deneyimlerimizin olumlu yanlarını ön plana çıkaracak paylaşımlar yaparız, bugüne dair paylaşımımız tiyatro salonunun ne kadar "büyük" olduğu ve Erkan Amcalara yeniden gitmenin zevkli olacağı şeklindeydi.

Neyse ki günün sonunda içimi ısıtan şu güzel fotoğrafı çekebildim:


İyi uykular gece uykusunun masum silueti...