Sinan'ın yaşı dörde az kalmışken "arkadaşlık" ihtiyacı duymaya başladı. Sinan yakın zamana dek ne parkta ne oyun grubu ne de kreşteki arkadaşlarından bahsetmiyordu. İlk bahsi okulda ondan büyük yaşta ve ona biraz meydan okur olduğunu anladığım Arman'dandı. Aylar sonra ise yaşıtı ve sınıfdaşı Deniz geldi gündeme. Pelin de 2.5 yaşında ve ne parkta sıkça karşılaştığı yaşdaşlarından ne de sanat ve oyun grubu arkadaşlarından bahis açmıyor. Sanırım bu bizim "bebekevi" nin özelliği, zira başka çocuklarda daha sık akran ilişkileri duyuyorum. Dediğim gibi bu ihtiyaç ve özellik artık Sinan için var. Pazar günü sabah Pelin'i evde bakıcı teyzemiz ve babasıyla bırakıp, Sinan'la önce katılmam gereken apartman toplantısına katıldık, Sinan'ın beklenenin üstünde sabır gösterdiği ve masa üzerinde arabalarla zaman geçirdiği 1 saati geçen sürenin sonunda hemen yakındaki büyük parka doğru yollandık. Burası şehrin ortasında genel olarak çocuklar için planlanmış devasa bir oyun alanı, yakın zamanda yine bir camii yapılacağı söylentisi çıkmıştı, Şimdilik bu yönde bir uygulama yok, yeni bir AVM istencine dek burası bir kurtarılmış bölge.
Burada biraz kaydırak, halat ağlara tırmanış vs derken sonumuz yine kum havuzunda veya grup oyunlari için ayrılmış fakat biş olan alanda arabalarımızla oynamak oldu.
Blog yazılarımdan birinin de konusuydu, eninde sonunda oyunların "şahı" arabalar, kamyonlar bazen de Uçaklar filminden dolayı uçaklar oluyor. Hatta Sinan diyebilirim ki "Arabalar" ve "Uçaklar" paralel evrenlerinde yaşıyor bazı anlarda. Biz de az çalışmadık; bu filmleri defalarca seyrettik, film müziklerini, kahramanların oyuncaklarını aldık, kaybolanları yeniden aldık, almak için gerekli para için daha çok çalıştık:) En müthiş çabayı teyzemiz gösterip Şerif' i buldu, ençok masrafı halamız yaptı. Bu müsabakaların sonunda halamız "en sevilen" oldu.
Çocuklar konusunda kontrolsüz harcamalara karşı olduğum halde Sinan'la ilgili olarak Bu iki filmin karakterlerinin oyuncakları konusunda bir kısıtlama yanlısı olmadım. Çünkü görüyorum ki Sinan bunlar sayesinde mutlu olmanın ötesinde onlarla oyunun hakkını veriyor; korktuğumun aksine onlarla bağı da gayet sağlıklı, en sevdiği veya en çılgınca istediği kahramanı kaybetse bile biran bile sorun etmeden kalanlarla yetiniyor ve kayba takılmıyor.
Dönelim bu yazının başlığı olan yaşantıya. Pazar parktayken Sinan'ı "Ah ben de çocuk olsam keşke" dedirten "kuluçka" salıncağa koydum.
Bıkana dek, iki tur kendisinden oldukça büyük çocuklarla neşe içinde sallandı. Salıncak tüm bedenlerini tuttuğundan zevkli olduğu kadar güvenli de. Asıl söylemek istediğim Sinan'ın o çocukların hareketine uuyup elini yumruk yapıp dizine vurarak "daha hızlı, daha hızlı" diye tempo tuttuğu andaki yüz ifadesi... Büyük bir mutlulukla artık kaç dişse gösteren bir ağız, içleri gülen gözler... Fotoğraf ne kadar anlatıyor bilmem ama ben anlıyorum ki artık Sinan'ın arkadaş grubuna ihtiyacı var. Oturduğumuz apartmanda sadece 2 çocuk var, onlar da bizimkilerle yaş farkı bir yana okul çocuğu; derslerden ve diğer aktivitelerden zamanları kısıtlı olduğundan görüşmemiz pek kısıtlı.
Pelin pekçok şeyle oyalanabiliyor ama Sinan'ı, coşar-taşar oğlumuzu tutmak başlı başına bir konu. Önümüzdeki günler hayatımızı çok rahatlatacağını düşündüğüm "akran grubu" oluşturma fikrinin peşinden gideceğim.


