Papaz her zaman pilav yemez; bu kez farklı oldu. Bizle sadece 1 ay kalmış olan son yardımcının halefi ile aynı adı taşımasından dolayı çocuklar ona "yeni" Nesibe dediler. Gittikten sonra bu "bizim Nesibemiz" e dönüştü. Öyle sıkça adı geçmiyor ancak Nesibe' yi çok benimsedikleri belli, o geldikten sonra daha sakin ve kontrollü olan Sinan bugünlerde yine çok kontrolsüz, heyecanlı, saldırgan ve inatçı. Yemek ve uyku konusunda ritmi kolay bozulmasa da günlük hayatta pekçok rutine aşırı direnç gösterdiği anlar sıklaştı. Bu hali bizi o kadar yoruyor ki, ailecek çok gergin anlar yaşıyor, sık öfkelenip bağırıyor, çocuklara sert davranıyor, şiddete meyyâl oluyoruz.
İşte 2 gün önce akşam bu tarif ettiğim haller tepe yaptı; Sinan çişini kaçırmasın diye götürdüğüm yüz numarada inadına pipisiyle sağı solu ıslatacak şekilde oynarken bir kısım çiş de ağzıma girince Sinan benden fiskeyi yedi. Artık bu, zorlu geçen günün taşma noktasıydı. Sinan onuru kırılmış, deli gibi itiraz tepkileri gösterirken babası da çileden çıktı. Az sonra mutfakta Sinan'la birbirimizden özür diledik, ardından çocuklar akşam uykularına daldılar, öfkeye gark olmuş bizler de...
Sabah güne kaldığımız yerden başladı Sinan. Sıcak fiziksel yaklaşım çabalarıma itip, itiraz ediyor, ısrar edince vuruyordu.
Derken şu oyuna başladı:
İki büyük koltuk minderini çatıp önüne de dekoratif yastıkla bir kapak yapıp kendini izole etmiş Sinan.
Pelin de abisini taklit etti hemen;
Sinan önceleri sadece bu düzeni korumak için yardımımı isterken sonra kuş oldu ve saklandığı yuvasindan cikirdemeye başladı; ben de fırsatı ganimet bilip, solucan taşıyan anneyi oynadım, gittikçe buzlar eridi; oğlumla yeniden kucaklaştık, yakınlaştık, karşılıklı yaralarımızı tamir ettik.
Eskisinden daha sağlam bir bağımız oldu diyemem ancak bu bile olağanüstü geldi bana.
Koltuk minderleri… Çocukluğumun en güzel oyun objeleri. Yıllar sonra oğlumla yaralı ilişkimizi de onlar tamir etti.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder