12 Aralık 2014

Sanat, ruhu besler, akli ehlîleştirir

Bebek evimiz sanatsız kalmamalıydı, biz de bir Fahr El Nissa Zeyd ve Neşe Erdok tablosuyla eksiği tamamlamaya karar verdik.



Babamız çıtaları keserek harika çerçeveler, pleksiglastan ön, balsadan arka kapaklar yaptı;




Tabloların isimleri ve sanatçıları arka kapakta yerini aldı.



Derken tablolar da duvarlara asıldı,




Evimiz sanatla soluk alıyor artık. Eline sağlık babamız. Pelin çok şaşıracak, hadi sabah olsun.

Prolog



Blogumuzun ilk yayınından merhabalar. İki küçük çocuklu olunca ebeveyinin gündemi ister istemez çocuklar, çocuklarla ilgili işler, eylemler oluyor. Bedensel, maddesel dünya da, pekçok kez fikir dünyası da böyle. Bunun en iyi örnekleri çocukları olanların, akabinde çocuklarla ilgili iş girişimleri yapmaları olsagerek, bunu çevremde sık görüyorum. Yakında çocuklu bir arkadaşım yeni tasarladığı bebekli anne çantalarını anne-bebek fuarında sergileyecek... Tersi de doğru galiba, çocuklar büyüyünce gündem de yeniden değişiyor. Bir başka dostum da yürüttüğü çocuklara yönelik bir müzik programını, hem de çok başarılı ve gelir sağlayan bir iş olduğu halde artık bırakmayı düşünüyor.  Bu programı başladığında kızı çok daha küçükmüş, artık büyüdü diyor.
Bu blogun yazılışına dair şöyle ya da böyle sebepsel ahkamlar kesmek yanlış olacak, daha ne çıkacağını ben de bilemiyorum. Ancak temel motivasyonum eşimin ahşap işlemedeki maharetini ve sonuçlarını tanıklık dönemimi paylaşabilmek.
Durum şu: Eşim Nezih ahşabı şekillendirmekte mahir. Aylardır üzerinde çalıştığı ilk kemanının yapımı için ne kadar ısrar ettiysem de bir blog yapmadı. Halbuki sadece yakın ve arkadaşlarımızın facebook sayfasından takip ettikleri kadarıyla izleyicilerinin ne kadar heyecanlı olduklarını ben biliyorum. Kolay mı; bir adam, işi bu olmadığı halde birgün keman yapayım diyor ve bunu gerçekleştiriyor. Eh ne yapalım herşey birarada olmuyor , yapılanları yazıya dökmeye üşeniyor, zamansızlık demeyeceğim, kim şikayet etmiyor ki... 
Bu kez ben karar verdim, kızımız için yaptığı güzel bebek evinden başlayarak bu güzel biçimlendirmelerden tarihe not düşmeye... Kimbilir zaman içinde belki iki küçüğümüzün günlük serüvenlerini de içine alır bu blog, dedim ya nereye gideceğini zaman gösterir. Ben niyet edeyim de: blog hiç okunmasa bile ben, yazmanın sağaltıcı ve yükseltici etkisinden yararlanırım.
Kızımız Pelin 28 aylık, kendisinden sadece 17 ay büyük olan abisinin aksine bir türlü oynamaktan gerçekten hoşlandığı bir "konu", "konsept" bulamadı. Halbuki abisinin Pixar'ın Arabalar ve Uçaklar film kahramanlarından oluşan 2 ayrı "paralel" evreni var, oyun saatlerinin büyük bir kısmı onlarla geçiyor. Düşünüp taşındım, kızıma bir bebek evi alayım diye: piyasada ahşap ve plastik olmak üzere 2 ayrı çeşit bebek evi var, fiyatları 250-500 arasında değişiyor. Fiyat aralığı alt sınırındakileri beğenmedim, üst sınırdakiler ise biraz pahalı geldi. Akşam fikrimi açıklayıp sevgili keman ustamızın (lutier)bir bebek evi yapmaya dair fikrini sordum. Her zamanki gibi bir noktaya gözlerini dikip, fikir aklına yatmamış gibi bakarken, sabırla bekledim. Ertesi gün öğleden sonra beni cep telefonumdan arayıp kızımıza bir bebek evi yapmaya karar verdiğini söyledi. Hiç şaşırmadım, Nezih böyledir, ağırdan alır ilk başta, ama aklına yatmışsa, üşenmez ve yapamayacağı birşey de yoktur. Evimizi aldığımızda örneğin, ana banyo-tuvalete girdiğimde genişliğine şaşırıp , kendime bu kadar alanın ne diye banyo için ayrılmış olduğunu sormuş "burası iyi hamam olur" demiştim, orayı birkaç ayda görenlerin hayranlık duyduğu bir hamam yaptı Nezih, böyledir, yeteneklidir, malzeme bilir, araştırır, öğrenir ve YAPAR... Sonunda geçen cumartesi Bauhaus'tan alınan ahşaplar, aynı gün akşam olmadan balkonumuzdaki keman atölyesinde bu bebek evine dönüştü:




İlk eşyalarımız daha önce İkea'dan Pelin için aldığım bir evcilik setindendi. Ama durun hemen ertesi gün halamız koşup geldi ve tekstil işlemedeki maharetini gösterdi.

Ardından ev daha şirin bir hale büründü: Keçeden yapılan çatı kaplaması, halılar, zeminden çıkan merdivenin yanına da benim bir yerleştirmem olacak, sabredin.


Gecenin tam yarısı evin eşyalarının yapımı başladı, yemek masasının parçaları:






Ve ürün şu oldu:



Yerini buldu:

Işıklarımız da tamamlandı; merak edenler için: birkaç yıl önce İkea'dan aldığımız LED yeni yıl kutlama lambaları onlar. Evimiz karanlığı da yendi, baksanıza Pelin'in köpeği nasıl da mutlu. Arabasını da evin önüne parkettik Pelin'in.


Senin katkın ne oldu diya sabırsızlanıyorsunuz değil mi? Buyrun,



Bir zamanlar her orta halli Türk ailesinin, yoksa komşusunun evinde bu paspastan en az bir tane bulunmuştur. Evin girişi bu nesnenin ençok ve tercihen bulunduğu yerdi, biz de orijinaline uygun bir yerleştirme yaptık. Örgüye meraklı anneanne-babaanneler kalmış orlonlardan, çoğu kez de renk uyumu kaygısı olmaksızın biteviye örerlerdi haroşadan. Tam olarak şöyle örülürdü: Dairenin yarıçapı (istenen paspas boyutu gözönünde tutulmaksızın) uzunluğunda ilmek atılır, yaklaşık 20-30 derecelik yaylar örülür ve kesilir, sonra bu yaylar kenarlarından dikilip birleştirilerek bir daire oluşturulur, dairenin dış çeperine  de tercihen tek bir renkten,  dilimli görünüm veren yekpare örülen bir dış şerit parça dikilerek elemanların biraradalığı pekiştirilir. (üşengeç örgücüler bu son parçayı örmez ve titiz dostları tarafından paspasın özensizliği konusunda eleştiri alırlardı).  Ortaya çıkan paspas tesadüfi boyutuna uygun bir ev kısmında kendine yer bulurdu. Ben bu paspası model alarak yine keçeden ve kısmen üstüste yapıştırma formülüyle ürettim. Örgü sevenler alınmasın, bende onlardaki maharet yok.