2 gun önce babamız bir böbrek kitlesi nedeniyle operasyon geçirdi. Evrene teşekkürler, erken tanı ile tam tedavi edici olduğuna tıbbın neredeyse %100 emin olduğu bir operasyon. Hikaye 4 ay önce başlamış, kitle takibe alınmıştı; büyüyüp özellik değiştirince müdahaleyi haketti. 6 Mayıs günü gelişmiş tıp tekniklerinden biri kullanılarak "robotik" cerrahiyle alındı, nihaî sonuçlar da erken elimize geçti. Derin bir nefes aldık, huzurluyuz.
Bir gün öncesinde çocukları karşıma alıp babalarının bir operasyon için 2 gün hastanede kalacağını, sonra döneceğini söyledim. Sonraki zamanlarda babası da bu bilgiyi tekrarladı, somutlaştırmak için de "Koluma kelebek takıp beni tedavi edecekler "dedi. Çocuklar "kelebek"i eylül ayında sırasıyla Sinan, Pelin ve babalarının geçirdiği ve Sinan'ın 4 gün hastanede yattığı zatürre zamanından iyi biliyorlar. O zamanki gibi şimdi de tepkileri keskin değildi. Evet bir miktar acıya dayanmaları gerekse de her ikisi de ellerine konan kelebeği cesaretle karşılamış ve günlerce de kabul etmişlerdi, babaları için bu kez olanı da aynı şekilde somutlamakta bir sakınca yoktu. Metnin bu yerinde bir güncel fotoğraf koymak istedim, ancak hastane periyodunda tek bir fotoğraf çekmişim, amacım da çocuklara babalarının durumu hakkında biraz olsun fikir vermekti. Ancak o fotoğraf ın çekiliş anında ve o ortamda doğal karşılanacak manzara eve gelince oldukça iç burkucu geldi. O tek fitoğraf kırp-büyüt- çerçeve rötuşları ile bile görmek istenecek gibi değildi, koyamadım buraya.
Daha geçen hafta sonu Sinan ve babası, babasının dalış yapacağı bir Bodrum gezisine bir arkadaş grubumuza katılarak gitmiş, baba-oğul 4 gece ve 3 gün geçirmişler, pek güzel anılarla dönmüşlerdi. Sinan orada eski diostlarımızın ilk kez tanıştığı çocuklarıyla tekne dekinde oyunlar kurmuş.
Bir gün öncesinde çocukları karşıma alıp babalarının bir operasyon için 2 gün hastanede kalacağını, sonra döneceğini söyledim. Sonraki zamanlarda babası da bu bilgiyi tekrarladı, somutlaştırmak için de "Koluma kelebek takıp beni tedavi edecekler "dedi. Çocuklar "kelebek"i eylül ayında sırasıyla Sinan, Pelin ve babalarının geçirdiği ve Sinan'ın 4 gün hastanede yattığı zatürre zamanından iyi biliyorlar. O zamanki gibi şimdi de tepkileri keskin değildi. Evet bir miktar acıya dayanmaları gerekse de her ikisi de ellerine konan kelebeği cesaretle karşılamış ve günlerce de kabul etmişlerdi, babaları için bu kez olanı da aynı şekilde somutlamakta bir sakınca yoktu. Metnin bu yerinde bir güncel fotoğraf koymak istedim, ancak hastane periyodunda tek bir fotoğraf çekmişim, amacım da çocuklara babalarının durumu hakkında biraz olsun fikir vermekti. Ancak o fotoğraf ın çekiliş anında ve o ortamda doğal karşılanacak manzara eve gelince oldukça iç burkucu geldi. O tek fitoğraf kırp-büyüt- çerçeve rötuşları ile bile görmek istenecek gibi değildi, koyamadım buraya.
Daha geçen hafta sonu Sinan ve babası, babasının dalış yapacağı bir Bodrum gezisine bir arkadaş grubumuza katılarak gitmiş, baba-oğul 4 gece ve 3 gün geçirmişler, pek güzel anılarla dönmüşlerdi. Sinan orada eski diostlarımızın ilk kez tanıştığı çocuklarıyla tekne dekinde oyunlar kurmuş.
Keza biz de Pelin'le öyle, evimizde kâh yalnız kâh misafirlerimizle,özel bir zaman geçirdik. Tabii benim acil "güzel" eylemlerim dışında.
Uzattım, tekrar babamızın ameliyat öyküsüne dönelim. 6 Mayıs sabahı erkenden ve çocuklar henüz uyanmadan hastane için hazırladığımız birer çantamızı alıp evden çıktık. Vakitlice hastaneye vardık, odaya yerleştikten sonra akıllı telefonumdan ev içi güvenlik sistemi canlı görüntülerine baktım. Sinan aşırı derecede hareketli, bakıcımız Birsen tüm gücüyle onu ikna ve zapt etmek için dil ve ter döküyordu. Oysa oğlum bir arka odaya (muhtemel halen uyumakta olan Pelin'i uyandırma amaçlı), bir salona koşuyor; durmuyor, mutfakta buzdolabının içinde kendine yer açacak gibi atak yapıyor, Birsen'in her akıl ürünü önerisine direniyordu. Fiziken bir motorlu taşıt, hatta bir çarpışan araba gibi tanımlayabilirdim bu hali.
Sinan'ın bu hallerine alışığız. Özellikle bizimle kaldığı 1 aylık kısa sürede çok severek bağlandığı genç yardımcımız Nesibe'nin 1 ay önceki gidişinden hemen sonra şiddetli bir biçimde başlayıp zaman içinde sönümlenen bu tür reaksiyonlar vermişti. Kameradan gördüğüm halleri aynen bu ilk reaksiyonlar kadar keskin ve yoğundu. Hemen okulunun yöneticisi hanımefendiyi bilgilendirdim. O da her zamanki gibi büyük bir ilgiyle aldı ve değerlendirdi bu verileri.
Benim anlatacağım asıl durum , babalarının evde olmamasına iki çocuğumuzun verdiği oldukça farklı tepki ve karakterlerinin bu tepkilere muhtemel etkisi.
Bu arada; planladığımın aksine, eşim Nezih'in yanında hastane periyodu boyunca değil sadece 1.5 gün kalabildim. Evdeki hala-yenge desteğine rağmen Sinan ve Pelin sıkça gerginlik işaretleri verdikleri için 2. gece eve döndüm.
Sinan 2 gündür kasırga gibi, öyle ki itiraz ediyor, bana-halasına, ençok da kardeşine vuruyor, bağırıyor, tatminsiz. Pelinse bizsiz ve halaları ve Neşe Yengeleri ile kaldıkları ilk gece "Babam sabah mı gelecek? O zaman ben bu gece uyumayayım.' dermiş. Pelin devamlı babasını sorarken, Sinan'a bugün olduğu gibi "Seni babana görmeye götürebilirim" dediğimde "eve götür" diyor.
Okulda öğretmenleri Sinan 'a babası için birşeyler yapmasını öneriyor; Pelin'se doğuştan pedagojik formasyon almış; Birsen Hanım'a "Ben bugün babam için kek yapayım" demiş ve yapmış. Yani biri sebebi bildiğimiz halde tepkilerini ondan değilmiş gibi kurarken, diğeri kendini "ev ilacı" ile tedavi ediyor. Pelin'deki anaç ve kadınca bir bilgelik örneği. Bugüne özel değil; pekçok kez sabahları onlar kahvaltıya oturmuşken beni işe hazırlanma telaşında görür "Anne, kahvaltını et." der ya da kahvaltıda "Anne yumurtanı ye". Model aldığının ben olduğunu hiç zannetmem, böyle davranışlar sergilemem pek. Ondaki "annelik içgüdüsü", henüz 3 yaşınki.
Bütün bu kargaşadan ençok etkilenenin kim olduğunu bilmiyorum ancak süreç öyle işliyor ki babamız hastanede olduğundan henüz süreç öznesi değil, belki yarından sonra olabilir. O pozisyonu Sinan almış, bizse Pelin'le fizik ve psikolojik ençok zararlanan nesneleriz halihazırda. Sinan Pelin'in mutlu anlarına gölge düşürmek için eskisinden de fazla mesaîde, her zamankinden de daha etkin.
Bu toz dumanı baskılamanın en iyi yolu onların evdeki "temas" zamanlarını azaltmak. Bu yüzden bugün iş sonrası eve gelip önce Pelin' i aldım. Dün ve sabahki şiddetli yağmurun birikintilerinden kalanlar olduğu umuduyla yağmur botlarını giydirdim, dışarı çıktık, Pelin'e bir kafeye gitmekle yürüyüş yapmak arasında seçim şansı sundum. Sonuç; yakındaki cafe-bistro'da pamuk şekeri dekorasyonlu kudret narı jelli muhallebi oldu.
Benim anlatacağım asıl durum , babalarının evde olmamasına iki çocuğumuzun verdiği oldukça farklı tepki ve karakterlerinin bu tepkilere muhtemel etkisi.
Bu arada; planladığımın aksine, eşim Nezih'in yanında hastane periyodu boyunca değil sadece 1.5 gün kalabildim. Evdeki hala-yenge desteğine rağmen Sinan ve Pelin sıkça gerginlik işaretleri verdikleri için 2. gece eve döndüm.
Sinan 2 gündür kasırga gibi, öyle ki itiraz ediyor, bana-halasına, ençok da kardeşine vuruyor, bağırıyor, tatminsiz. Pelinse bizsiz ve halaları ve Neşe Yengeleri ile kaldıkları ilk gece "Babam sabah mı gelecek? O zaman ben bu gece uyumayayım.' dermiş. Pelin devamlı babasını sorarken, Sinan'a bugün olduğu gibi "Seni babana görmeye götürebilirim" dediğimde "eve götür" diyor.
Okulda öğretmenleri Sinan 'a babası için birşeyler yapmasını öneriyor; Pelin'se doğuştan pedagojik formasyon almış; Birsen Hanım'a "Ben bugün babam için kek yapayım" demiş ve yapmış. Yani biri sebebi bildiğimiz halde tepkilerini ondan değilmiş gibi kurarken, diğeri kendini "ev ilacı" ile tedavi ediyor. Pelin'deki anaç ve kadınca bir bilgelik örneği. Bugüne özel değil; pekçok kez sabahları onlar kahvaltıya oturmuşken beni işe hazırlanma telaşında görür "Anne, kahvaltını et." der ya da kahvaltıda "Anne yumurtanı ye". Model aldığının ben olduğunu hiç zannetmem, böyle davranışlar sergilemem pek. Ondaki "annelik içgüdüsü", henüz 3 yaşınki.
Bütün bu kargaşadan ençok etkilenenin kim olduğunu bilmiyorum ancak süreç öyle işliyor ki babamız hastanede olduğundan henüz süreç öznesi değil, belki yarından sonra olabilir. O pozisyonu Sinan almış, bizse Pelin'le fizik ve psikolojik ençok zararlanan nesneleriz halihazırda. Sinan Pelin'in mutlu anlarına gölge düşürmek için eskisinden de fazla mesaîde, her zamankinden de daha etkin.
Bu toz dumanı baskılamanın en iyi yolu onların evdeki "temas" zamanlarını azaltmak. Bu yüzden bugün iş sonrası eve gelip önce Pelin' i aldım. Dün ve sabahki şiddetli yağmurun birikintilerinden kalanlar olduğu umuduyla yağmur botlarını giydirdim, dışarı çıktık, Pelin'e bir kafeye gitmekle yürüyüş yapmak arasında seçim şansı sundum. Sonuç; yakındaki cafe-bistro'da pamuk şekeri dekorasyonlu kudret narı jelli muhallebi oldu.
Hoş sohbet ettik, boyama aktivitesi de hoş oldu. Sonra Pelin'i küçücük yağmur birikintilerini bile değerlendirdiği bir yürüyüşle eve bıraktım. Bu kez arabaya atlayıp Sinan'ı okuldan aldım. Öğretmenlerinin sabahki verdiği bilgiler de Sinan'ın çok kontrolsüz davrandığı yönünde olunca ona babasına gitme teklifi yaptım, "ev" dedi.Öncelikle birlikte market alışverişimizi yaptık, zevkli geçti. Sinan pekçok eğlencelik yiyecek ganimeti edindi. Bu sırada aldığı herşeyde "ama bu benim, Pelin'le paylaşmayacağım" diyordu. Her seferinde benden aksi öneriyi duymaya razı olarak. Sonunda arabada eve doğru yollanırken ona anneler günü için birkaç hediye almam gerektiğini söyleyip yardım istedim. "Hayır; gelmem"dedi. Ben de "O zaman seni eve bırakayım Birsen'le oyna, biz Pelin'le gidelim" deyince. "Hayır, ben seninle geleceğim" dedi. Yakındaki büyük bir hazır giyim dükkânına gittik. Sinan gerçek bir alışverişe izin vermeyecek kadar aktif fakat çok sevimliydi. Kadın reyonunda bulduğu bir gözlüğü takıp, mağaza içi müziklerle dans etti, reyonlarda askıdaki giysilerin arasına girdi. Birara da şöyle bir poz verdi:
"İki çocukluluk", "arka arkaya iki çocukluluk" ilginç bir varoluş. Hayatınızın bu iki nesnesi sizle ve birbirleriyle yoğun, hemen hemen devamlı, kimi zaman gergin ama mutlaka geliştirici olduğuna inandığım bir ilişki içindeler. Bu kargaşa biter mi, ne zaman biter bilemem ancak ben bu zamanı (özellikle çocukların mışıl mışıl uyuduğu şu saatlerde hatalarını affederek) eğlenceli de buluyorum. Pratikte yanlışlar yapıyoruz, hele de zorlu çocuğumuzun tam zamanlı yanımızda olduğu günlerde ebeveynliğimizin ar damarının çatladığı anlar öyle çok ki. Hatalarımı telafî etmek peşinde koşmuyorum, yenilerini engellemek ve küçüklere çokça, onları çok sevdiğimi söylemek yaptığım. Kendime de kredi veriyorum, etten ve kemiktenim, pedagoji kitabı değilim, dayanma gücümün sınırları var, ben de insanım.. Başka bir çarem var elbet: Bir pedagogla görüşmek. Özellkle Sinan'ın gününü dantel dantel örecek bir planımız olmalı.



