20 Nisan 2015

Sinan ruhunu ve ilişkimizi tamir ediyor: Minder-ev

Gideli 3 hafta olan yatılı yardımcımız Sinan'ın hâlâ aklında. Bu sabah uyanıp yatağımıza geldi ve babasına yine onu sordu. Çalışan anne babanın çocuğunun hayatında oluyor bunlar, biz de yatılı çalışan değişimlerden sıkça nasibimizi aldık. Bunula birlikte çocukların "asıl" bakıcıları olarak gördükleri ve 2,5 yıldır değişmeyen Birsen Hanım'ın varlığı durumu dengede tutuyor, çocuklarda olumsuz işaretler görmüyorduk.
Papaz her zaman pilav yemez; bu kez farklı oldu. Bizle sadece 1 ay kalmış olan  son yardımcının halefi ile aynı adı taşımasından dolayı çocuklar ona "yeni" Nesibe dediler. Gittikten sonra bu "bizim Nesibemiz" e dönüştü. Öyle sıkça adı geçmiyor ancak Nesibe' yi çok benimsedikleri belli, o geldikten sonra daha sakin ve kontrollü olan Sinan bugünlerde yine çok kontrolsüz, heyecanlı, saldırgan ve inatçı. Yemek ve uyku konusunda ritmi kolay bozulmasa da günlük hayatta pekçok rutine aşırı direnç gösterdiği anlar sıklaştı. Bu hali bizi o kadar yoruyor ki, ailecek çok gergin anlar yaşıyor, sık öfkelenip bağırıyor, çocuklara sert davranıyor, şiddete meyyâl oluyoruz.
İşte 2 gün önce akşam bu tarif ettiğim haller tepe yaptı; Sinan çişini kaçırmasın diye götürdüğüm yüz numarada inadına pipisiyle sağı solu ıslatacak şekilde oynarken bir kısım çiş de ağzıma girince Sinan benden fiskeyi yedi. Artık bu, zorlu geçen günün taşma noktasıydı. Sinan onuru kırılmış, deli gibi itiraz tepkileri gösterirken babası da çileden çıktı. Az sonra mutfakta Sinan'la birbirimizden özür diledik, ardından çocuklar akşam uykularına daldılar, öfkeye gark olmuş bizler de...
Sabah güne kaldığımız yerden başladı Sinan. Sıcak fiziksel yaklaşım çabalarıma itip, itiraz ediyor, ısrar edince vuruyordu. 
Derken şu oyuna başladı:



İki büyük koltuk minderini çatıp önüne de dekoratif yastıkla bir kapak yapıp kendini izole etmiş Sinan. 
Pelin de abisini taklit etti hemen; 


Sinan önceleri sadece bu düzeni korumak için yardımımı isterken sonra kuş oldu ve saklandığı yuvasindan cikirdemeye başladı;  ben de fırsatı ganimet bilip, solucan taşıyan anneyi oynadım, gittikçe buzlar eridi; oğlumla yeniden kucaklaştık, yakınlaştık, karşılıklı yaralarımızı tamir ettik.
Eskisinden daha sağlam bir bağımız oldu diyemem ancak bu bile olağanüstü geldi bana.
Koltuk minderleri… Çocukluğumun en güzel oyun objeleri. Yıllar sonra oğlumla yaralı ilişkimizi de onlar tamir etti.



















9 Nisan 2015

Mary Poppins

HÇocukluğumun tek kanal TRT döneminde bir pazar günü gördüğüm bu harika filmi iki sene önce yeniden seyrettim.. Ne güzel bir film, ne sıradışı bir konu,  Walt Disney'in harika beyninden çıktığı belli bir yapım. Julia Andrews ve Dick van Dyke'ın harika oyunculukları ile capcanlı sahnelerin yanında o yılların teknolojisi ile başarılması güç olduğunu düşündüğüm anime sahneler öyle zenginlik katıyor. 



Harika şarkılar, danslarla süslü kutsal bir yapıt. Çocukluğun neşesini, sevgiyle yoğrulan anların iz bırakıcılığı yanında coşkusuz bir erişkinlik yaşamının sıkıcılığını ne iyi anlatıyor.
Filmi iki yıl önce yeniden seyrederken çocuklarla bunu yapabileceğimiz günü beklemenin zor olacağını düşünmüştüm. O günden bakınca uzak görünen o "gelecek" geliverdi.
Birkaç gün önce çocuklarla, onların hayatımıza düşüşünden yıllar önce kendi film keyfimiz için tasarlayıp yaptırdığımız sinema perdesi-projeksiyon cihazı ve ses sistemi ile izledik. Çocuklar filmin daha ilk dakikalarında denizcilik anılarına takılmış komşuları amiralin akşam 6 da adet üzere patlattığı topun evde yarattığı deprem etkisinin  canlandırıldığı salon sahnesinden itibaren başlayıp "sihirli" dadının eve gelişi ve özel eşyalarını odasına yerleştirdiği ve bir serî olağanüstülüklere tanık olunan sahnede tepe yapan bir ilgiyle seyrettiler. Uzun hikayelere görsel bile olsalar konsantre olmakta güçlük çeken Pelin yolun ortasında ayrılsa bile Sinan uyku bastırana dek izledi, dayanamayarak yatağa giderken de aklı halâ perdedeki filmdeydi.
Filmde çocuklarla ilk kez tanışan dadının çantasından çıkan mezurayla yaptığı boy ölçümüyle "inatçı", "heran kikirdemeye meyilli" gibi her iki çocuğu dair karakter özelliklerini tahmin edişi  her ikisini de şaşırtır. Çocuklar Poppins'in özelliklerini sorduğunda ise dadı da kendi boyunu ölçmelerini söyler,  mezuranın karşılık gelen yerinde "Mary Poppins, her aşamada mükemmel ölçüsünde iyi" yazmaktadır.
Filmi her çocuk, her ebeveyn hattâ her erişkin seyretmeli bence. Neden mi? cevap filmin içinde açıkça verilnişti. Mary Poppins! Her aşamada mükemmel ölçüsünde iyi.

5 Nisan 2015

Algılayış ve gerçek

Bundan aylar önce Pelin henüz bir yaşına yeni girmişken internette dolaşan bir posta görmüştüm. Başlığı "Perception and Reality" idi. Fotoğraf 1- Perception: Melek ifadeli bir bebek annesiyle aynı yatakta, aynı yastığa başkoymuş; sıcacık huzur içinde uyuyorlar. Bebek tüm bedeniyle anne  vücudunun önünde, herikisi c şeklinde ve baştan popoya müthiş bir uyum ve dinginlik halindeler. Anne öyle ki; yataktan kalkıp işe gidebilir, saçları düzgün, bakımlı cildinden sağlık ve ışık saçılıyor. Fotoğraf 2-Reality: Bebek ve anne darmadağınık bir yatakta yatıyorlar, bebek bir ayağını annesinin yüzüne dayamış, iki vücut ancak T şeklinde konumlanmış, yataktaki canlı bedenler-yorgan ve battaniye karmaşası gece boyu yatak muharebe meydanı olmuş görüntüsünde. 
Bizim de birinci fotoğraftaki temsil anlarımız çoğunlukta bakın birkaç örnek:

 
Pelin ve Sinan parkın bir köşesinde on yaşlarında bir "abla" yı kedileri oynatırken neşeyle seyrediyorlar.


Parkın içindeki küçük derenin alışını sükûnetle izliyorlar.


Bağdat Caddesi'nde bir pazar arkadaş edinmeye meraklı bu küçüğün elinden tutarak bir promenad yapabiliyorlar.
Bazen de kimi yönleriyle çocuklara tam uygun olmayan bir aktiviteyi istediklerinde onları kırmayıp  üzerlerindeki fizikî kontrolü biraz artırarak önlem alıp hazdan mahrum bırakmıyoruz.


Erişkinlerin fizik egzersizleri için konmuş olan aletlere yürüyüş parkurumuzda rastladık. El mecbur; kullandık. Bu fotoğraf çekildiği sırada Sinan "anne daha hızlı" diye bağırmaktaydı. 
Geçen hafta bir iş dönüşü Sinan 5 günlük hastalığını ardından sağlık işaretleri açısından çok gelişim gösterdiği ve hava da önceki kıştan kalan günlere göre çok daha sıcak olduğu için ailecek bir akşam gezmesi yapalım dedim. Babamız işten gelir gelmez onu da alıp sokaklara çıktık. Evden çıkmadan önce çocukları karşıma aldım, diz çöktüm (göz teması seviyesi) dışarı çıktığımızda mutlaka anne babalarının ellerinden tutmaları gerektiğini aksi halde tehlike ile karşılaşabileceklerini ve bir daha da pusetsiz çıkamayacağımızı söyledim. Bu zamana kadar olan  deneyimlerimce çocuklarımız birarada olduğunda kural bozmak konusunda Sinan birinci ama Pelin'in de ondan aşağı kalır yanı yok.
Bu sefer de farklı olmadı; Bağdat Caddesi'nin  geniş ve hafta içi-günün akşam saatleri olması nedeniyle hareketsiz kaldırımlarında Sinan, arkasından ben veya babası, arkasından Pelin, arkasından ben ve babası tren gibi  bağıra çağıra 1 kilometreyi bulmayan bir yürüyüş (koşturmaca) yaptık. Sinan'ı tutmak ne mümkün, koşuyor, babaların etrafında birkaç tur atıyor, mağaza önlerindeki geniş boş alanlarda zıplıyor, çaprazlar, daireler çiziyor. Tek bir kuralı var bunları yaparken:Sınırlamaları tanımamak.
Tüm bunlara rağmen gücümüzü toparlayıp biri megastore olan 3 ayrı mağazaya girip Pelin ve Sinan için baharlık ayakkabı alabildik. Bu bana göre önemli bir  gelişme. Enson Pelin 14 aylıkken bir mağazaya girip bir ayakkabı denetmek istemiştim de kendine uygun olduğunu düşündüğü 3 numara küçük turuncu babete ayağını sokamayınca kriz geçirip kendini yerlere atımış, tepinmişti. Sinansa giysi reyonlarında güya ilgisini çeken parçaları hoyratça askıdan indirerek yere atmaya meyilli. Her ne hal ise; bu kez bu anlamda çocuklarımı gelişmiş buldum. Pelin abisine ayakkabı seçerken mağazanın ham çimento zemininde bir sürüngen modunda kaldı, kalktığında siyah pantolonunun hali hal-i pür melâlimiz gibi görülmeye değerdi. Tabii bu arada kendisine enaz 5 numara büyük ve fakat pembe gösterim ayakkabılarından 2 sağ ayakkabıyı iki ayağına giyip aldırmak için kararlı olarak dükkanda gezinmesi pek tatlıydı.
Anne baba ve çocuklar dayandık, çıtamızı yüksek tutmadan girdiğimiz mağazalarda bulduğumuz "ortalama" modellere, baskın ebeveynlik isteklerimin yönlendirmesinden vazgeçip Sinan ve Pelin 'in seçtiği renklere tamam deyip, etki alanımı  sadece onların sağlığına uygun ürünler almakla sınırlayınca sorun olmadı. 3 mağaza dolaşıp 2 çift ayakkabısı ile eve yollandık. Sinan yine coşkuyla koşuyor, bu kez akan trafiğin yarattığı tehlikeyi görmemekte ve elimimizi tutmamakta daha da ısrar ediyordu. Birara öyle tehlikeli bir durum yaşadık ki öfkelenen babası Sinan'a ölçüsüz şekilde sesini yükselterek müdahale etti. Aynı anda ben de onun bir ayağıyla yola taşmış bedenini kolundan çekip kaldırıma aldım. Biran aklıma bir çözüm geldi. Görsel ve işitsel uyaranlara duyarsız kalan oğlumun poposuna sol ayağımın üst kısmıyla hafifçe dokunup-ittirerek "sana bir araba işte böyle çarpabilir" dedim. Hemen arkasından da arkadan gelen birilerinin bu olaya tanık olduysalar ne düşünecekleri aklıma geldi. Bir baba 4 yaşındaki çucuğuna deli gibi bağırıyor, arkasından anne de çocuğu kolundan çekip, poposunu tekmeliyor... Ertesi gün yapılan şikayetle sosyal hizmetler kapımızda, "Yapılan şikayete göre çocuğunuza uygun olmayan şekilde davranıyormuşsunuz! " Evet, Türkiye'de bu olasılık pek küçük ama bir batı ülkesinde bunun olması pekala mümkün.
Okuyan kimileri, özellikle uslu çocuktan başkasını bilmeyenler burun kıvırabilir. Ancak ebeveyn-çocuk ilişkisinde algı ve gerçek bu kadar değişiktir. Zira teorik bilgiler oturup sakin kafayla, tüm doğrular gözden geçirilip akıl ve iyi duyguların imbiğinden geçirilerek ve öznel deneyimlerimizden arınılarak yazılır; gerçek hayatta ise bu bilgilerin gerektiği sorunlu durumlar bazen bir bela yağmuru gibi arka arkaya gelir, doğru bilgileri kullanacak manevra alanı kalmaz ve nihayetinde et- kemik ve sinirden müteşekkil ebeveyn organizmasının da dayanma gücü sınırlıdır. Bunun sonucu da doğru olanı bile bile çocuğunuza yanlış davranmaktır. Uslu çocuk ebeveyni olunca bunu anlamanın güç olduğunu söyleyebilirim, ama yaramaz, dediğim dedik  veya çoklarının dediği gibi "hareketli" çocuk anneleri ardarda gelen zorlu anları yaşayarak sıklıkla patolojik refleksler gösterirler. 
Bizim üstte bahsettiğim zorlu anlarımıza dair hiçbir fotoğraf bulamadım akıllı aygıtımda. Sanırım  öyle anlar fizik ve zamansal kısıtlı olmamız yanında; içinde bulunduğumuz olumsuz duygu ve algımız da bizi kaydetmekten alıkoyuyor. Ancak o anların kimileri iç yaşantım arkadaşım Demet'in çektiği şu güzel fotoğrafta vücut bulmuş gibi. İzninle Demetciğim,

Sinan'sa durumu alttaki  fotoğrafla özetlenecek şekilde "hızlı" yaşıyor ya da en azından böyle istiyor.


Koşarak çiş yapmak için geldiği banyonun kapısında durup dakikalarda kafasını iki yana hızlıca çevirerek rüzgâr yapıyor(muş).
Zamanla dayanma gücümüzde bir değişiklik olur mu bilmem, çocuklarımızın tehlike kavramını giderek daha anlayacağı zamanları bekliyorum...O halde algı ve gerçeğin birbiriyle aynı olduğu anları daha sık yaşayacağız.