26 Şubat 2015

Ekran kısıtlaması



Kısıtlama dedim diye aklınıza hemen kötü şeyler gelmesin, demokratik bir ülkede yaşıyoruz, daralmayın. Benim bahsettiğim oyun çocukları için otoritelerin tavsiyesi olan kısıtlama. Efenim, oyun çocukları için bu süre günde 2 saatle sınırlı olsun deniyor. Bu süre akıllı telefondan DVD çalara, TV den PC ye tüm "ekranlılar" için toplam süre. 



Nasıl hesaplandığı, hangi rasyonellere dayandırıldığı konusunda hiçbir fikrim yok. Çocukların bu aletlere ilk günden başlayan düşkünlüğü hepinizce malum, onları alıkoymanın zorluğu bir yana; biri tam gün yuvaya giden 2 çocuklu ve evde bakıcısı olan bir çalışan ebeveyn olarak ben çocuklarım halen öğlen uykusu uyuduğu, akşam 21 de yatip sabah 7.30 dan önce uyanmadıkları halde bu ideal ekran süresi konusunda  çok zorlandığımı söyleyebilirim. Hele okulun olmadığı yani Sinan'ın evde geçirdiği günler bu hemen hemen imkansız oluyor. İnsan etten kemiktenbir erişkin değil oyun makinası olsa bu süreyi dolduracak çeşitlilikte oyun bulamaz. Zira bir oyuna konsantrasyon süresi Sinan'da yarım saati bulursa ne mutlu. Bir de koca bir günü hep onlara eşlik ederek geçirme zorunluluğu var ki bu da ciddî fizik ve psikolojik yorgunluk demek. . Evinde yardımcısı veya destek olan yakını olmayan bir anneyi zaten düşünemiyorum. Çocuklar bakılır büyürken yemek yapılacak, ev temizlenecek, ütü yapılacak ve bu sırada günde ekran başında çocukların geçireceği süre 2 saatle sınırlı olacak."Dalga geçmek" hiç bu kadar elle tutulur olmamıştı.
Şahsen "ekran başı"  süresi ile ilgili bu dezavantajı düzeltecek yollar keşfettim. Çocuklara Baby Tv, Nick Jr, Duck Tv gibi kanalları dönüşümlü olarak bir kerede yarım saati aşmamaya çalışarak seyrettiriyorum. Seyir sayısı genellikle iki nadiren üç oluyor. Bu kanallar pedagojik dayanakları güçlü oldukça özel çocuk programları üretiyor, hem somut hem soyut öğrenmelerini destekliyor hem de baştan beri İngilizce seyrettikleri için İngilizce temellerinin çok güçlü oluşmasını sağlıyor. 
Çocuklarım akıllı telefon ve tabletlerle de meraklı bir ilişki içindeler. Bunu da çocuklara İngilizce öğretme amaçlı sitelere yönlendirerek sağlayacak youtube önlemleri alarak sağlıyorum, tabii videodan videoya geçerken bazen ilgisiz şeylere kayıyorlar ama içerik uygun değilse iygun olanına geçirmeme pek tepki vermiyorlar. Ayrıca Sinan bebekliğinden beri taşıtlar, iş araçları konusunda meraklı. Havaalani iniş-kalkış görüntüleri, inşaat makinelerine ait görüntüler örneğin, onun için bir numara, Bunları önce bir kez birlikte izleyip içeriklerinde sorun yoksa listemize alıyorum.
Çocuklar için yapılmış büyük prodüksiyonlu filmler dışında bir başka besleyici kaynak da müzikaller. Geçen yıl Zorlu'da Cats müzikalini seyretmiş çok zevk almış, çıkarken bir DVD sini edinmiştik. Ertesi gün bu Andrew Llyod Weber prodüksiyonunu çocuklarla seyrettik.


Müzik ve dans bu yaş çocukları etkilemek için çoğu kez yeterlidir. Bu yapıtta ise makyaj, kostüm, mizansen tüm olağanüstülüğü ile tabloya ekleniyor. 


Bir de ana imge "kedi" olunca bizimkiler mest oldu. O günden beri defalarca seyredildi. Eve gelen misafirlere seyir ikram edilmek üzre teklifler yaptı çocuklar. Hatta kötü kedi Macavity uygun zamanlarda günlük hayatımıza katılıyor, sokaktaki kediler Gellicle cat diye çağrılıyor. 
Şimdi planımda Julie Andrewslu Mary Poppins'i seyretmek var,  
Çocuklarımızı yetiştirirken  "ideal" i yapamıyor olabiliriz ancak o toz duman arasında ehven-i şer olanı bulmak bile işleri akışa bırakmaktan iyidir.l

24 Şubat 2015

Kış oyunları: Alternatifler devam

Kentte yaşanan yoğun kar yağışının ertesi günü şu fiyakalı çekçek kızağı bulup almış heyecan icinde eve koşmuştum. İlk işimiz bebekevi bebeklerini bindirmek oldu.


Pelin'i bindiirip wallası(uzakdoğuda çekçekin "çekici" sine böyle deniyor) olmuş, önce otoparkta gezinmiş sonra da caddeye çıkmış, ona eğlence bana sellülit tedavisi olacak uzunca ve yer yer zorlu bir kar yürüyüşü yapmıştık. Her ikimiz de çok eğlendik.  
Bundan bir gün önceki karlı günün akşamüstü babası Sinan'ı jimnastikten aldıktan sonra evin bahçesinde kardan adam yaptılar. Sinan bunlarin biri ben biri Pelin dedi. Her oyun bir hayat dersi gibi;


burnu yaparken burun yapmanın "Kardan adam yapalım burnuna havuç takalım"ı söylemek kadar kolay olmadığını hatta burun yaparken çok zorlukla yapmış oldukları gözlerin düştüğünü dolayısıyla atasözlerinin de boşa söylenmediğini anlamış oldu. Bakın ne aktivite! Eğlenirken hem deneyimsel hem metoforik öğrenme var içinde.
Onlar dışarıda oynarken Pelin abisinden aldığı beta enfeksiyonu (halihazırda ikisi de antibiotik almaktalar) ile 39 dereceyi bulan ateşle evdeydi. Karda oynayamayan kardeşi için Sinan karı eve getirdi. Evin giriş holüne plastik bir torbayla taşınan karla ikisinin oyun isteği de tatmin oldu.


"İthal" karla yapılmış kardan adamıyla konuşan Pelin' in arkasında Sinan ideal bir bebekevinde olacağın aksine yerleri yalıyor, babasının kamerası yakalamış. Boğazı hastayken dondurma vermiyoruz, çocuk yerdeki bakteri yükü ile birlikte kar yalıyor, hastalıktan kaçamazsınız, bir sonraki garanti der gibi.
Çocukların karla ayrılmaları kolay olmayacak gibiydi çareyi karın doğal olarak "ne" olduğunu göstermekte buldum. Onlar için önemli bir fizik dersi de oldu. "Ergime"
küvette;


ve lavaboda


Bu onları kardan biranda koparmaktan çok daha doğal oldu.
Bilirsiniz; Türk çocuğu üşür. Üşür ve üşütüp hasta olur. Hasta olan çocuk da evde tutulur. Ben çocuklar kendini iyi hissediyorsa yorucu olmayan aktivitelere engel koymuyorum. Türk annesi de bu kuraldan muaf değil: üşür ve hasta olur. Ben de bunu doğruladım belki de hayatımda ilk kez. Pelin'le çekçekli kızakla yaptığımız geziden 36 saat geçmeden ben ciddi şekilde hastalandım. O gün güç de olsa işe gittim, çalıştım. Ancak ertesi gün pazardı ve ben yataktan kalkmam imkânsız hale gelecek kadar hasta oldum. Kas ağrısı, başağrısı, halsizlik hâd safhadaydı. Zorunlu istirahatim bugün de sürdü. Dedim ya Türk anne de soğukta  kaldığında hastalanır. Hastalığını gerek hekim oluşu gerekse dünyanın özellikle daha batısında böyle bir referansın olmayışı yüzünden ona bağlamasa da, Özbek yardımcısı hatırlatır: "Siz o gün karda üşüdünüz abla, ondan oldu"

20 Şubat 2015

Kış oyunları:Alternatifler...

İki küçüğümüz kar keyfi yapsın diye yakınlarda bir kayak beldesine gitmeyi planlarken, kar kapımıza yığıldı. Karda oynamak bir yana annenin işi azaldı, çocuklarla geçirecek daha fazla vakti oldu. Hastalığı yenmek için doktora göründükten sonra derdimize sanat da ilaç olur diyerek yakindaki Ark sanat galerisine gittik. Galeri gôreceli küçük fakat sicacik havasi var.



Sinan için bu ikinci sanat galerisi ziyareti, yaşının Pelin'e göre büyük oluşu ve belki okul tecrübesi onu böyle alanlarda daha ilgili yapıyor, Pelin'se henüz daha dağınık... Ama biliyorum ki bu halle, bulunduğu ortama dair daha kavramsal düşünebilmesi arasında küçücük bir basamak var, biranda tırmanıvereceği. 

Tablolarda figürleri ayırtetmeye çalıştık beraberce. 


Çocuklar bu resimle oldukça ilgilendiler, geometrik şekiller ve tekrarlayan kalıplar içerdiğinden olsagerek, aşinâlık hissettiler.
Toplam 15 dakika geçirmiş olmalıyız, ilgi azalınca bemen topladık pılı pırtımızı. Son anda şu yalın iş dikkat çekici geldi bana ve Sinan'la paylaştım.




Ve bizi nazikçe ağarlayan galeri insanlarına teşekkür edip, sağnak karda güçlükle arabamıza yürüdük, ev yolunda balık alıp; öğlen uykusunun kollarına seğirttik.
Sanat galerisi rutini oluşturmaktan çok çocuklarla güzel zaman geçirme vesilesi olan bu küçük ziyaretler onlarda bir anı bırakıyor mu bilemem, ancak bunun umudunu besliyor olmam bir yana bu ziyaretleri çocuklarla olduğum halde 
kendim icin birşeyler yapmakta olduğum algısıyla (oldukça yanıltıcı) geciriyorum. Çocukluluğun tüketici, nefessiz meşguliyet silsilesinde suyun yüzeyine çıkıp, derin bir nefes almak gibi bu. Sonraki yazım yine kış oyunları-aktiviteleri konusunda olacak, takip ediniz

19 Şubat 2015

Kar! Çocukların sevinci.. Bizim sevincimiz...


Kentimiz ve özellikle oturduğumuz bölgesi kar yağışından pek nasiplenmez... di. Birkaç gün öncesine dek...Mevsimin önceki kar yağışlarındaki meteoorolojik uyarılardan çok daha azı yapılmış olmasına rağmen bu kez 2 gün yağan kar, İstanbul'da enson 1985'te görmüş olduğum büyük bir etki yarattı. 


Okullar tatil oldu, deniz seferleri iptal oldu; çocuklar-anneler-babalar evde kaldılar. Semtimizde değilse de kentimizde ulaşım oldujkça sekteye uğradı, rivayete göre TEM otoyolu 13 saat boyunca aralıklı hizmet verdi.

Ülke gündemimiz; söylemeden geçemeyeceğim, ceberrut bir yönetimi pekiştirecek kanunu meclisten, karşı duran milletvekillerine dahi saldırarak geçirmek isterken hergün yeni şiddet, ölüm, acı, gözyaşıyla hemhâl ve yoğun.

"One billion rising" kadına karşı şiddete karşı heryıl tüm dünyada aynı anda yapılan bir etkinlik, ülkemizde yankıları bu kez farklı oldu, yöneticilerimiz sağolsun.


Kadınlar canice öldürülürken, bu korkunç manzarayı fiziken örterek "iyi"leştirmekte olan kar bu kez de kentin  göbeğinde "kan" a bulandı. Kartopu oynayan bir insan bir esnafın bıçak darbesiyle can verdi. Toplumda, "baş"larca sık sık örnekleri verilen şiddet, toptan bir tutum olarak toplumu sarar, etkisi adeta boğazlarımızı bir yumru gibi tıkarken sadece güzel şeyler yazmak kifayetsiz daha da doğrusu "acaip" kalıyor. Bir kelâm etmek farzdı, bebekevimizin hikayesine kısacık bir ara verdim. 

Bu kış "kış"lığını yaşattı bize, kentin merkezinde bile. Daha iki hafta önce şehrin deniz kenarı semtlerinde kendinden kazanılmış alanları denizin adeta yeniden almaya çalıştığı, kentte hayatı sekte eden bir lodos fırtınası yaşamış, fırsatı ganimete çevirip,



sahile koşup bizi kovalayan dalgaların tadını çıkarmıştık.




İklim olayları çocukların ve çocuklarla gündemimizde oldukça yer tutuyor. Rüzgar, yağmur, fırtına,kar gibi birden çok duyuya hitabederek bizleri kuşatan bu olaylar Pelin ve Sinan'ı daha da çok etkiliyor, büyütüyor. Yeni kelimeler, kavramlar öğrenmenin, nedensellik ilişkileri kurmalarının bir kolaylaştırıcısı oluyor bir bakıma. Bir yandan da değişen doğa olayları ile yepyeni oyun alanları buluyoruz. Rüzgarın sesini taklit edelim, dalgalardan kaçalım, karların üzerinde zıplayalım, "ev kartopusu" oynayalım, kızak kayalım gibi...
Bunlar olurken kimi anlar  -ne denli abartılı- koruyucu ebeveynlik yaptığımı farkediyorum.  Sözgelimi bekevimizin ve mevsimin  ilk karı, harika "toz" kardı, çocuklar bol bol ve hiç üşümeden oynadılar, geçen haftaysa "sulu" kar yağdı.  Pelin bir önceki seferki tecrübesiyle karlara atlayıp oynadı. Elleri kısa zamanda ıslanan eldivenlerin içinde üşüyünce bir anda "anne üşüdüm, ellerim acıyor" diye yaygarayı bastı. Bu tamam da, onu bu hissin geçeceğine, ısındıkça iyileşeceğine ikna edemedim ve dakikalarca panik halinde ağladı. Çok koruyucu olmaktan kastım bu, onlara zorluklara katlanabilme yetilerini köreltmeyecek kadar destek olmak yeter olmalı.

Bu seferki kar, şehri her anlamda değiştirdi, 24 saati geçen bir süre boyunca aralıklı fakat çok etkili bir biçimde yağdı. "Kar sağnağı" nı da öğrendim bu vesileyle. Eğer gökyüzünün üst katmanları ile yeryüzü arasında büyük bir sıcaklık farkı varsa olurmuş bu, kar yağarken gök gürledi sık sık. Hasta olmalarına rağmen çocukları sıkıca giydirip fırsat buldukça dışarı çıktık. 


Bu süre boyunca o kadar çok kar yağdı ki yollarda 20 cm yi aşkın kar birikti, sokaklarda pekçok ağaç yıkıldı, dalları kırıldı. Doğa kendini yeniledi, ilginc görüntüler ortaya çıktı. Burası evimizin önü, kırılmış çam dallar kaldırımı tamamen kapattı.


Akşam Alman yapımı muhteşem dengeli şu kızakla Pelin'i yedekte çekerek yürüyüş yaptık. Her ikimiz için de çok zevkli oldu, kızağın ucundaki ipten tutup fazla bir güç harcamaksızın Pelin'in eğlencesini kendim için spora dönüştüdüm.


Kar çocuklar için baştan sona bir oyun oldu, Şimdi hızla eriyor, arkasında güzel anılar bırakarak...

3 Şubat 2015

Bir grubun parçası olmak...

Sinan'ın yaşı dörde az kalmışken "arkadaşlık" ihtiyacı duymaya başladı. Sinan yakın zamana dek ne parkta ne oyun grubu ne de kreşteki arkadaşlarından bahsetmiyordu. İlk bahsi okulda ondan büyük yaşta ve ona biraz meydan okur olduğunu anladığım Arman'dandı. Aylar sonra ise  yaşıtı ve sınıfdaşı Deniz geldi gündeme. Pelin de 2.5 yaşında ve ne parkta sıkça karşılaştığı yaşdaşlarından ne de sanat ve oyun grubu arkadaşlarından bahis açmıyor. Sanırım bu bizim "bebekevi" nin özelliği, zira başka çocuklarda daha sık akran ilişkileri duyuyorum. Dediğim gibi bu ihtiyaç ve özellik artık Sinan için var. Pazar günü sabah Pelin'i evde bakıcı teyzemiz ve babasıyla bırakıp, Sinan'la önce katılmam gereken apartman toplantısına katıldık, Sinan'ın beklenenin üstünde sabır gösterdiği ve masa üzerinde arabalarla zaman geçirdiği 1 saati geçen sürenin sonunda  hemen yakındaki büyük parka doğru yollandık. Burası şehrin ortasında genel olarak çocuklar için planlanmış devasa bir oyun alanı, yakın zamanda yine bir camii yapılacağı söylentisi çıkmıştı, Şimdilik bu yönde bir uygulama yok, yeni bir AVM istencine dek burası bir kurtarılmış bölge.

Burada biraz kaydırak, halat ağlara tırmanış vs derken sonumuz yine kum havuzunda  veya grup oyunlari için ayrılmış fakat biş olan alanda arabalarımızla oynamak oldu.


Blog yazılarımdan birinin de konusuydu, eninde sonunda oyunların "şahı" arabalar, kamyonlar bazen de Uçaklar filminden dolayı uçaklar oluyor. Hatta Sinan diyebilirim ki "Arabalar" ve "Uçaklar" paralel evrenlerinde yaşıyor  bazı anlarda. Biz de az çalışmadık; bu filmleri defalarca seyrettik, film müziklerini, kahramanların oyuncaklarını aldık, kaybolanları yeniden aldık, almak için gerekli para için daha çok çalıştık:) En müthiş çabayı teyzemiz gösterip Şerif' i buldu, ençok masrafı halamız yaptı. Bu müsabakaların sonunda halamız "en sevilen" oldu.
Çocuklar konusunda kontrolsüz harcamalara karşı olduğum halde Sinan'la ilgili olarak Bu iki filmin karakterlerinin oyuncakları konusunda bir kısıtlama yanlısı olmadım. Çünkü görüyorum ki Sinan bunlar sayesinde mutlu olmanın ötesinde  onlarla oyunun hakkını veriyor; korktuğumun aksine onlarla bağı da gayet sağlıklı, en sevdiği veya en çılgınca istediği kahramanı kaybetse bile biran  bile sorun etmeden kalanlarla yetiniyor ve kayba takılmıyor.

Dönelim bu yazının başlığı olan yaşantıya. Pazar parktayken Sinan'ı "Ah ben de çocuk olsam keşke" dedirten "kuluçka" salıncağa koydum. 


Bıkana dek, iki tur kendisinden oldukça büyük çocuklarla neşe içinde sallandı. Salıncak tüm bedenlerini tuttuğundan zevkli olduğu kadar güvenli de. Asıl söylemek istediğim Sinan'ın o çocukların hareketine uuyup elini yumruk yapıp dizine vurarak "daha hızlı, daha hızlı" diye tempo tuttuğu  andaki yüz ifadesi... Büyük bir mutlulukla artık kaç dişse gösteren bir ağız, içleri gülen gözler... Fotoğraf ne kadar anlatıyor bilmem ama ben anlıyorum ki artık Sinan'ın arkadaş grubuna ihtiyacı var. Oturduğumuz apartmanda sadece 2 çocuk var, onlar da bizimkilerle yaş farkı bir yana okul çocuğu; derslerden ve diğer aktivitelerden zamanları kısıtlı olduğundan görüşmemiz pek kısıtlı.
Pelin pekçok şeyle oyalanabiliyor ama Sinan'ı, coşar-taşar oğlumuzu tutmak başlı başına bir konu. Önümüzdeki günler hayatımızı çok rahatlatacağını düşündüğüm "akran grubu" oluşturma fikrinin peşinden gideceğim.