Evimizde bugün hasta olan sadece Sinan değil, yardımcı ablamız da ateşsiz ama ağır bir enfeksiyon geçiriyor, özellikle onun hali grip şüphesi uyandırıyor bende, dinleniyor, ağrı kesiciler alıyor, öksürüyor, boğazı ağrıyor. Dışarda grip ve zatürre o kadar yaygın ki, şüphe etmek çok yerinde. Önceki tecrübelerimden biliyorum ki Pelin' in hastalik hali de eli kulağında. Sinan kreşe başladığından beri hemen her ateşli hastalık atağı Sinan'la başlayıp tam 2 gün sonra Pelin' i de yakaladı, seyir semptom ve süreleri de hemen hemen aynı oldu. Nasıl yakalamasın, öksür-hapşur mikrop saçarken aynı alanları, oyuncakları kullanıyorlar. Değilse de aksi yöndeki uyarılarımıza rağmen işte şöyle zaman geçiriyorlar:
Pelin kanepede yatmakta olan abisinin aksi yöndeki tüm çabasına rağmen ekranına ortak olmaya kararlı biçimde kolçağın ucuna poposunun yarısıyla tünemiş.
Günlüklerinizin bir parçası da bu blog oldu, bakıyorum en son hastalık episodunu 19 şubatta yazmışım, kar yağdığında. İki hastalik arası 1 aylık süre hiç de fena değil ama duyanlar, özellikle büyükanne ve babalar neden böyle sık hastalandıklarını sormadan edemiyorlar. Kimi zaman açıklıyor, kimi de objektif, bilgi verici olmak yerine onların ifadelerini onaylıyorum. Ne de olsa onlar çocuk büyütme işlerini çoktan geride bırakıp, bunları aynıyla yaşadıklarını unuttular.
Bugün pazar ve haftanin benim için tek tatil günü olup böyle nefes almadan hep çocukların başında, yardımcı desteği de olmadan geçmiş, çocukların gündüz uyku saatini de bir önceki gecenin uykusuz saatlerinin yorgunluğunu gidermek için kullanmış olunca, çocukların uykuya geçtiği şu saatler, Sinan sık sık sayıklar ve öksürükle uyanırken, bu "dolmuşluk" hissini tedavi etmenin tek yolu yazmak eylemi oluyor. Doğumlardan sonra, vakit sahibi olmak konusunda olumlu anlamda artık çok yol katettiğim bu zamanda bile beni ençok "yenilenmiş" hissettiren okumalarıma dönemedim. Yani istediğim kalite ve hızda dönemedim. Vakit az ve bölük pörçük olunca, okumalar arasına zaman girince asla eskisiyle karşılaştıramayacağım bir yetersizlik oluyor, bu zevk alamamayı ve sonuç olarak yeni materyale de bir soğukluk duymayı getiriyor beraberinde. Bu süreçte onlarca kitabı "yolda" bıraktığımı söylemeliyim. Bu birakışlar eskiden olduğu kadar gerçek bir değersizlik atfetmekle ilgili değil artık. Pekçok kez zihinsel olarak yetememe de dahil ve temelde benim "ağ oluşturma" diye tanımladığım faaliyetin eksikliğinin bir sonucu. Ağ oluşturma benim son 10 yılda kendi okuma tecrübemle kendim için ortaya koyduğum bir kavram. Yazarın ve edebiyat ürününün diğer okuduklarımla ayrıklığı, paralelliği; dokunduğu ve uzaklaştığı anlar, ansıtmalar, göndermeler gibi ama tamamen kendi tecrübelerimle sınırlı, genellenemeyecek bilgilerden bahsediyorum. O zamanlar ardışık ve bilinçli seçilmiş okumalarla adeta bir puzzle yapmak zevki alıyordum, bu da beni o hayalî puzzle ın kendisi gibi tamamlanma yolunda hisssettiriyordu. İşte şimdi eksik hissettiğim tam bu: Tamamlanmak umudu. Umutsuz değilim, çicuklarımın biraz daha büyüyüp gerçek birer okur olacakları zamana dair bir ışık var.
Biraz karamsar mı dediniz? Gerçek bu, yani geleceğe dair gerçek de, bu hayatın kendisi de. Öyle sosyal medyadaki "heran mutlu, doyumlu, güzel ve gülümseyen" bir sîma değil hayat. Aksine bazen sıkıntıdan, gamdan, kasavetten çatlatıyor insanı. O bazen de hiç de seyrek olmuyor , hepimiz biliyoruz bunu. Sosyal medyada aktif, mutluluk ampulü yanlarımız hariç. Benim o anlarda ilacım, elle tutulur yoksunluklar içindekileri düşünmek ve evrene teşekkür etmek durumum için. Toprağını bırakıp bir bilinmeze göçen Suriyeli 2 çocuklu bir kadın oluveriyorum şu sıralar sıkça. Bir anlamda rahatlıyorum da; bu bile etik gelmiyor, hele şimdi yazarken hiç...
Yazıyı olumlu bir şeyle bitirmeli, devam edecekler için yeni motivasyon olsun diye. Bugün Sinan'la oynarken şu görüntüyü özellikle kaydettim:
Sinan bedeniyle tam görünmüyor olsa da legodan yaptığı bu mega -araba onun karakterini çok iyi yansıtıyor. Olabildiğince yüksek ve elde olanların en çoğunu kullanarak. Yarışmacı, yenilgiye toleransı olmayan bir karakter. Kardeşini altetmek, rahatsız etmek de büyük amacı. Bunu değiştirecek tutumlar açısından uyanık davranmaya çalışıyorum. İşin iyi tarafı paylaştığım pekçok insan çocuklarınin bir dönemini böyle tanımlıyor ve büyüdükçe bu özelliğin değiştiğini söylüyorlar. Şimdilik Sinan'ın böyle davranmadığı zamanlar ateşinin 39 dereceyi geçtiği ve/veya gece uykudan uyandığı zamanlar:) Evvelsi gece ateşle uyanmış, öksürürken ağzını kapatıp Pelin'i uyandırmamak için kulağıma doğru kısık sesle "yüksek sesle öksürmüyorum değil mi?" diyor.


Ahh kıyamam canımm! Maalesef kışın olduğundan daha riskli bu havalar aynı şekilde ben de 2 günlük raporla yatıyorum evde. Belirtiler aynı sadece ateş yok☺️ Merak etme gerçekten çok doğal bir süreçten geçiyor çocuklar😉 en az 25 yıl geçmesine rağmen ne Can'ın ne Cem'in haytımızı hiç geçmeyecekmiş gibi yaşadığımız günlere çevirdiklerini unutmadım henüz😀 şimdi geriye dönüp düşündüğümde ne çabuk geçmiş diyecek kadar kısa bir süreymiş meğer☺️ En güzel zamanları ve en olumsuz hissettiğin bile doyasıya tadını çıkar derim...kocaman öpüyorum hepinizi😘
YanıtlaSil